Sehirler

Konya Şehir Rehberi

Anasayfa | Hakkımızda | Nasıl Online Bilet Alırım? | Bilgi Bankası | Bize Ulaşın
Yurtiçi Uçak Bileti Yurtdışı Uçak Bileti Charter Uçak Bileti
Türk Hava Yollari Anadolujet Atlasjet Sunexpress Borajet Onurair Pegasus
Yurtiçi
Yurtdışı
Charter
 
Konya, Türkiye
Fikir Paylaş

Bilgi Bankası

Şehir Rehberi   Ülke Rehberi   Havayolu Firmaları   Kampanyalar   Tavsiyeler   Faydalı Bilgiler   Haberler

Şehir Ara

Konya Şehir Rehberi
Konya Şehir Rehberi
 
Konya Şehir Rehberi
 
Konya Şehir Rehberi
 
Konya Şehir Rehberi

Konya şehrinin isim kökeninin Kutsal Tasvir anlamındaki "İkon" sözcüğü ile alakalı olduğu iddia edilir. Mitolojide bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bu hikâyelerden birinde anlatıldığı üzere, kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, İkonion dur. İkonion adı, zamanla İcconium`a dönüşür.

Roma döneminde İmparator adlarıyla değişen, Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium gibi yeni adlar alır. Bizans kaynaklarında Tokonion olarak geçen şehre ve bölgeye verilen diğer isimler şöyledir: Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia...

Araplar kentin ismini Kuniya olarak degiştirmişlerdir, Selçuklu ve Osmanlı döneminde bu ad Konya`ya dönüşmüştür.Günümüzde de kent hala Konya adını taşımaktadır.

Göller 

Tuz Gölü: 
Kapalı havzasının merkezinde Tuz Gölü oluşmuştur. Ankara, Konya, Aksaray sınırlarının kesiştiği yerde olup bir kısmı Konya ili sınırları içinde yer almaktadır. Tuz Gölü Türkiye`nin ikinci büyük gölüdür. Derinliği 12 m civarındadır. Yaz mevsiminde buharlaşmanın etkisiyle alanı oldukça küçülür. Kuruyan kesimlerde tuz tortulları meydana gelir. Türkiye`nin tuz ihtiyacının bir kısmı buradan temin edilir. Sulama ve su ürünleri için kullanılmaz.

Beyşehir Gölü: 
Konya ilinin batısında Konya-Isparta sınırı üzerinde yer almaktadır. Beyşehir Gölü yurdumuzun üçüncü büyük gölüdür. Aynı zamanda en büyük tatlı su göllüfür. Tektonik-Karstik olaylarla meydana gelmiştir. Aynı zamanda Türkiye`nin en önemli milli parklarından biridir. Milli park alanı içerisinde aynı anda su depoları,dağ sporları ve av sporları yapmak imkânı vardır. Su ürünleri açısından ekonomik değeri yüksektir. Gölün iki plajı, 22 adası ve pek çok kayalığı bulunmaktadır. Göl Ornitolojik bakımdan önemli bir kuş üreme, barınma, beslenme ve konaklama merkezidir. Bu yönü ile turizm açısından önem taşımaktadır.

Akşehir Gölü: 
Konya ilinin kuzey batısında Konya-Afyonkarahisar il sınırında yer alır. Suyu tatlıdır. Tektonik olaylarla meydana gelmiştir. Su ürünleri açsından ekonomik değer gösterir. Sulama suyu olarak kullanılmakta olup kamış üretimide yapılmaktadır.

Suğla Gölü: 
Konya ilinin güney batısında yer alır. Oluşumu tektoniktir. Yağışlı yıllarda alanı iyice genişlemekte kurak yıllarda ise göl kurumakta ve alüvyonlı göl tabanı ortaya çıkarak iyi bir tarım alanı oluşturmaktadır. Suyu tatlıdır. Su ürünler ve sulama açısından önemi büyüktür.

Ilgın (Çavuşçu) Gölü: 
Konya ilinin kuzey batısında yer alır. Oluşumu tektoniktir. Suları tatlıdır. Su ürünleri açısından önemlidir. Ayrıca bir ayağı ile Atlantı ovaları sulanmaktadır.

Ereğli Akgöl: 
Ereğli ilçesinin batısındadır. Eski göl tabanıdır. Çok sığ bir özelliğe sahiptir. Suları tatlıdır. Ivriz deresinde gelen sularla beslenir. Akgöl sazlıklarında 200`ün üzerinde kuş türü yaşamaktadır. Bu yüzden tabiatı koruma alanı olarak kabul edilmiştir.

Yunak Akgöl: 
Yunak ilçesi yakınlarında küçük bir göldür. Suyu tatlıdır. Çoğu yeri bataklık halindedir. Göl Gökpınar deresi ile Sakarya nehrine boşalmaktadır.

Ticaret

Konya`nın Türkiye`nin ticari faaliyetleri için etkisi büyüktür. Konya iç bölgelerdeki iller içerisinde önemli bir hinterlant özelliğine sahiptir. Tarımsal üretim, sanayi faaliyetlerinin gelişmesi, nüfus potansiyeli ticaret faaliyetleri için burayı önemli bir pazar haline getirmiştir. Türkiye`nin orta noktasında sayıldığından Türkiye`nin bütün illeri ile kolayca ticaret yapabilmektedir. Ayrıca Türkiye ekonomisinede büyük katkıda bulunur.

TARİHİ

İl merkezi nüfusu 2009 yılı adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre 1.003.373 kişidir.Cennet Yurdumuzun, adı eski devirlerden beri değişmeyen şehirlerinden biri de Konya`dır. Konya adının "Kutsal Tasvir" anlamındaki "İkon" sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, "İkonion" dur.

İkonion adı, İcconium`a dönüşürken, Roma döneminde İmparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır. Bunlar; "Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium" dur. Bizans kaynaklarında "Tokonion" olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler şöyledir: 
"Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia..."  Arapların Kuniya dedikleri güzel kentimiz, selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir daha değişmeyerek günümüze kadar gelen ismine kavuşmuştur: Konya... 

Konya İli, M.Ö. 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş, pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö. 3500`de kullanılmaya başladığı hatırlanacak olursa, Konya`nın, ülkemizin en eski yerleşim merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir.  Çumra Çatalhöyük, sadece ülkemizin değil, Dünya ölçüsünde yemek kültürünün ilk defa başladığı, tarımın yapıldığı, ateşin kullanıldığı, yerleşik hayata geçildiği, vahşi hayvan saldırılarına karşı ortak savunmanın yapıldığı merkez olarak tanınır.  Çatalhöyük, Neolitik, Erbaba ve Karahöyük Kalkolitik, Alaeddin Tepesi, Eski Tunç Devri merkezleridir. 

Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö. 6. yüzyılda Persler, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar, Bergama krallığı, M.Ö. 2. yüzyılda Roma, M.S. 395`te Konya ve çevresine hakim oldular. 

7. yüzyıl başlarında Sasaniler, bu yüzyılın ortalarında Muaviye komutasındaki Emeviler, şehri geçici olarak işgal ettiler. 

10. yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya; Müslüman Araplar`ın akınlarına maruz kaldı. Malazgirt Zaferi`nden önce Konya`ya ilk gelen, Türk akıncıları Selçuklular oldu. (1069) 

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 1071`de Bizans İmparatoru Romen Diyojen`i Malazgirt` te kesin bir yenilgiye uğratarak, Türkler`e Anadolu`nun Kapılarını açtı. Sultan Alparslan, zaferden sonra komutanlarına Anadolu`nun tamamen fethedilmesi görevini verdi. Konya; Anadolu Fatihi, Selçuklu Kutalmışoğlu Sultan Süleymanşah, tarafından fethedildi. Fetih tarihi hakkında değişik eserlerde farklı görüşlere yer verilmektedir. (1072, 1074, v.b.) Ama şu bir gerçektir ki, Kutalmışoğlu Süleyman Şah I, Konya`yı fethettikten sonra batıya yönelmiş, merkez olarak İznik`i seçerek, Anadolu Selçuklu Devleti`ni 1074 yılında kurmuştur. Buna göre Konya`nın fetih tarihi kesinlikle 1074`ten daha öncedir. Fetihle Şehrimizde Türk-İslam egemenliği dönemi başlamıştır. 

1074` te Anadolu Selçuklu devleti, Başkenti İznik olmak üzere kuruldu. 1097`de 1. Haçlı Seferi sırasında İznik kaybedilince Başkent, Konya`ya taşındı. Böylece tarihinde yeni bir sayfa daha açılan Konya, günden güne gelişti, pek çok mimari eserle süslendi ve kısa zamanda Anadolu`nun en mamur şehirlerinden biri oldu. 

Bu, bizim özelliğimizdir: Atalarımız, fethi, bir yeri "Yaşamaya Açmak" için yapardı. Çünkü kendinden emindir. En adaletli yönetim, Türk ülkesindedir. Öyleyse bu yönetim, neden başka yerlere, başka insan gruplarına taşınmasın! Keyfilikten uzak, herkese eşit muamele uygulayan Türk Devletleri, fethettikleri ülkelere kültürel, ekonomik, sosyal, dini kurumlarıyla gitmişler, yerli kültürler içinde erimemişler, Türk Kültürü`nü hakim kültür yapmışlardır. Kalıcılığın sırrı da işte buradadır. Anadolu`nun Türkleşmesi ve İslamlaşması da bu siyaset takip edilerek sağlanmıştır. İnanç özgürlüğü verilerek, yerli halkın devlete sadakatle bağlanması temin edilmiş, Anadolu mozayiği daha o yıllarda mükemmel görüntü zenginliğine kavuşturulmuştur. 

3. Haçlı Seferi`nde Almanya İmparatoru Friedrik Barbarossa, Konya`yı kuşattıysa da (18 Mayıs 1190), 2. Kılınç Arslan`ın savunduğu kaleyi alamadı, beş gün sonra çekilmek zorunda kaldı. Selçuklular`ın düşmesine kadar (1308) Konya, Başkent olarak kaldı. Sonra Karaman- oğulları Beyliği`nin en büyük şehri olarak, Karamanoğulları`nca yönetildi. 
1387` de Osmanlı Padişahı 1. Sultan Murad, şehrin önlerine geldi. 1398`de oğlu Yıldırım Beyazıd, şehre girip Karaman Devleti`ne son verdi. Ancak, 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra Karamanoğulları Beyliği yeniden kuruldu. Konya, Fatih Sultan Mehmet`in Karamanoğulları Beyliği`ni ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmalı-Karaman mücadelelerine sahne oldu. 

Fatih, 1470`te İmparatorluğun Rûmeli (Sofya), Anadolu (Kütahya), Rûm (Tokat) Eyaletlerinden sonra 4. Eyalet olarak Karaman eyaletini, merkezi Konya şehri olmak üzere kurdu. Eyalete ilk zamanlarda, Osmanlı şehzâdeleri vali olarak atandı. Sırasıyla, Fatih`in ortanca oğlu Şehzâde Mustafa, küçük oğlu Şehzâde Cem, 2. Beyazîd`ın büyük oğlu Veliahd Şehzâde Dâmât Abdullah, bunun kardeşi (annesi Karamanoğlu olan) Şehzâde Şehenşah, onun oğlu Şehzâde Mehmet Şâh, 1470`ten 1513`e kadar eyaleti yönettiler. Hanedan dışından ilk beylerbeyi ancak 1513`te atandı. Kanunî devrinde Veliahd Şehzâde 2. Selim de bu görevde bulundu. 

17.yüzyılda eyalet 11 sancaklı ve 80.000 km2`ye yakın büyüklükteydi. Tanzimat döneminde eyalet için Karaman adı yerine "Konya" dendi. 1910`da 102.000 km2 büyüklüğündeki Konya eyaletinin nüfûsu 1.380.000`di. 11 ilçeli Konya Merkez, 7 ilçeli Niğde, 2 ilçeli Burdur, 5 ilçeli Teke (Antalya), 5 ilçeli Hamîd (Isparta) sancaklarına (İl) ayrılıyordu. 
Şehrin nüfusu 1825. Türkiye`nin 11. ve dünyanın 69. şehriydi. Sonra nüfus geriledi; 1875`te 50.000 oldu. 1927`de 47.000 olarak sayılan nüfus, 1960`ta 123.000, 1975`te 247.000, 1980`de ise 329.000`i buldu. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya`nın nüfusu merkez 1.387.507 ilçe ve köyler 993.214 toplam nufus 2.380.721 olmuştur. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya`nın nüfusu Merkez 1.387.507, İlçe ve Köyler 993.214, Toplam nüfus 2.380.721. olmuştur. 

Tarihi eserleri bakımından Türklük`ün sayılı şehirleri arasında yer alan Konya, Selçuklulara iki asırdan fazla başkentlik yapması sebebiyle, Türk mimarisinin gözde eserleri sayılan âbidelerle süslenmiştir. Bu yönden Selçuklu devrinde Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul`dan önce "En Muhteşem Türk Şehri" mertebesine yükselmiştir. Konya`da Türk-İslâm döneminden önce yapılan eserlerin günümüze ulaşamadığı söylenir. Yapılan kazılar neticesinde Hitit, Roma ve Bizans kalıntıları bulunmakla beraber, Konya`da ayakta kalan âbidelerin hepsi "Türk Çağı"nda yapılmıştır. Bu eserlerin başında Konya`nın sembolü sayılan Mevlânâ Müzesi gelir. Mimar Bedrettin Tebrizî tarafından yapılan ve Kubbe-î Hadra (En Yeşil Kubbe) denilen 16 dilimli bu muhteşem âbide firuze çinilerle kaplıdır ve bugünkü görüntüsüne Cumhuriyet döneminde kavuşturulmuştur. 

Alaeddin Camisi, Sahip Ata Külliyesi, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sırçalı Medrese Selçuklu dönemi eserlerindendir. Selçuklu ve Beylikler dönemine ait pek çok cami, hamam, çeşme, köprü, tekke, kervansaray, hastane, su yolu ve diğer altyapı kuruluşlarına sahip bulunan Konya`da Osmanlı dönemine ait eserlerin en tanınmışı ise Sultan Selim ve Aziziye Camii`leridir. 

Konya 12. Yüzyılın ilk yarısında Sultan Alaeddin Keykûbat (1219,1236) devri ve sonrasında, Dünyanın ilim ve san`at merkezi özelliğini kazanmıştır. Türk-İslam Dünyası`nın her tarafından gelen bilim ve san`at adamları Konya`da toplanmışlardır. 

Bahaeddin Veled, Muhyiddin Arabî, ve Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Sadreddin Konevî, Şemsî Tebrizî, Kadı Burhaneddin, Kadı Siraceddin, Urmemi gibi bilgin, mutasavvıf ve filozoflar kıymetli eserlerini Konya`da hazırlayarak, dünyaya ışık tutmuşlardır. "Konya`nın Altın Çağı" denilebilcek bu özelliği, 12. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. 

Bu şahsiyetlerin ve Anadolu`nun yeni sahiplerinin engin hoşgörüleri, bilim, san`at ve teknik alanlardaki üstünlükleri, köklü kültürel ve sosyal yapıları, Anadolu`nun "Ana Yurdumuz" olmasında büyük etken olmuştur. Böylece ne Bizans saldırıları, ne Moğol istilâsı, ne Haçlı orduları, ne İtalyan, ne Yunan işgalleri, Türk`ün Anadolu`daki egemenliğini yok edememiştir. 
Konya ve millî kültürümüzün manevi mimarları, Mevlânâ Celâleddin Rûmî; yaşama sevinci, dünya görüşü ve hayat felsefesi ile dünyaya ışık tutarken; Nasreddin Hocamız, Türk Mileti`nin hazır cevaplılığını nükteleriyle dile getirmiş; Yunus Emre ise insan ve insanlık sevgisiyle adeta Ortaçağ karanlığındaki Avrupa`ya "medeniyet dersleri" vermiştir. 

Modros Ateşkes Anlaşması`ndan sonra İtalyanlar, Antalya ve çevresinden başka Konya`yı da işgal ettiler. Ekonomik çıkar sağlamak ve sömürge olarak kullanmak amacında olan İtalyan askerleriyle silahlı mücadele yapılmamıştır. Akşehir`e kadar gelerek devriye görevi üstlenen İtalyan askerleri Konya kent merkezinde kayda değer bir faaliyette bulunmamışlardır. Batı Cephesi`nde Yunanlılar`a karşı İnönü Savaşlarını kazandığımız günlerde İtilaf Devletleriyle anlaşmazlığa düşen İtalya, işgalden vazgeçerek 12 Mart 1920`de Türkiye`den ayrılmaya başlamıştır. 20 Mart 1920`de Konya, işgalden tamamıyla kurtulmuştur. 

Anadolu Selçukluları Devrinde Konya 

Konya`nın 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle (1076-1080) kurulan Anadolu Selçukluları Devletinin Başkentliği (1096-1277) döneminde Kültür ve Sanatta altın çağını yaşar. Devrin ünlü Bilginleri, Filozofları, Şairleri, Mutasavvıfları, Hoca, Musikişinas ve diğer sanatkarlarını bağrında toplamıştır. Bahaeddin Veled, Mevlâna Celaleddin başta olmak üzere Kadı Burhaneddin, Kadı Sıraceddin, Sadreddin Konevi, Şahabeddin Sühreverdi gibi bilginler, Muhyiddin Arabî gibi mutasavvıflar Konya`da yerleşmişler, verdikleri eserlerle şehri bir kültür merkezi haline getirmişlerdir.Bilhassa Hz. Mevlâna fikir ve felsefesi ile insanlığı aydınlatmış Mesnevi, Divan-ı Kebir gibi eserleri ile de bu etki halen devam etmektedir. 

Yine Nasreddin Hoca da güldüren ve düşündüren fıkraları ile Konya`nın kültür ve sosyal hayatının gelişmesinde asırlardır devam eden bir bilge kişidir. 

Selçuklular dönemi Konyası`nda Kütüphaneler açılmış, bu dönemde Tarih, Edebiyat, Felsefe, Sanat, Tıp, Kozmoğrafya, Hukuk ve Din alanında büyük tarihi ve kültürel atılımlar yapılmış, buna bağlı olarak Medreseler, Camiiler, Kütüphaneler, türbeler, çeşmeler, kaleler, hanlar, hamamlar, çarşı ve bedestenler, köprüler, saraylar yapılmıştır. 

Karamanoğulları Devrinde Konya 

Konya da Karamanoğulları (1277) devrinde de bilim ve kültür alanındaki gelişmeler devam etmiş, Ulu Arif Çelebi ve oğulları Adil ve Alim Çelebiler ile Ahmet Eflâkî ve Sarı Yakup gibi bilgin ve Mutasavvıflar yetişmiştir. 

Karamanoğulları Devri Tarihî ve Kültürel Eserler:

Ali Gav Zaviye ve Türbesi, Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi, Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Hasbey Dar-ül Huffazı, Meram Hasbey Mescidi, Şeyh Osman Rûmi Türbesi, Ali Efendi Muallimhanesi, Nasuh Bey Dar-ül Huffaz, Turgutoğulları Türbesi, Kalenderhane Türbesi, Tursunoğlu Camii ve Türbesi, Burhaneddin Fakih Türbesi, Siyavuş Veli Türbesi.

Osmanlılar Devrinde Konya 

Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve II.Murat`ın uğrak yeridir. İlim, kültür ve sanat hareketleri kesintisiz devam eder. Ünlü şairler, bilginler, tarihci ve filozofların toplandığı merkez halindedir. Bu dönemde de mimarî yönden; Camiiler, Çeşmeler, Medreseler v.s eserler meydana getirilir. 

Osmanlı Devri Tarihî ve Kültürel Eserleri 

Selimiye Camii, Yusufağa Kitaplığı, Piri Mehmet Paşa Camii, Şerafettin Camii, Kapu Camii, Hacı Fettah Camii, Nakiboğlu ve Aziziye Camiileri, Şeyh Halili Türbesi ile Mevlâna Külliyesi dönemin mimarî eserlerinden bazılarıdır. 

Osmanlının son döneminde Tanzimat hareketiyle Konya`da da yenileşmeler başlamış Medreselerin yanında İlkokullar (İptidai), Öğretmen Okulu (Darülmualimin) ve Ortaokul (Rüştiye) açılmıştır. İlk Lise (idadi) 1889 yılında, yine aynı yıllarda Konya Sanat Okulu da Vali Ferit Paşa tarafından hizmete açılmıştır. 1900 yılında Konya`daki medrese sayısı ilçeler dahil 530`a ulaşmıştır. 

Cumhuriyet Devrinde Konya 

29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile eskilere ilave yeni okullar açılarak, yeni gazete ve dergiler yayınlanmaya başlanır. Yurt genelinde olduğu gibi Konya`da da İlk, orta, Lise ve Yüksek Öğretim devlet yönetimine geçer, okul yapma ve okuma seferberliğine başlanılarak öğretmen yetiştiren okullar ile teknik ve sanat okulları, yüksek okullar memleketin ihtiyacına göre yenilenerek çoğaltılmıştır. 

Kültür Bakanlığının kurulması ile kütüphaneler ve müzeler, Kültür ve Tabiat Varlıklarımızın korunması 2863 ve değişik 3386 Sayılı " Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurumu " çerçevesinde Kültür Bakanlığının denetimine verilmiştir. Tüm illerde Bakanlığı temsil edecek İl Kültür Müdürlükleri teşkilatlandırılarak Cumhuriyet dönemi kültür ve sanat hareketleri sistematik hale getirilmiştir.

HAMAMLAR, KAPLICALAR VE ŞİFALI SULAR

Sultan Hamamı;
Larende caddesinde Sahip Ata Külliyesine ait olan Sultan Hamamı bugün de faaliyetine devam etmektedir. 

Mahkeme Hamamı;
Şerafeddin Cami ile Şems-i Tebrizi Cami ara­sında yer alan tarihi özellikleriyle milletimizin temizliğe verdiği önemini yaşatan (Türk Hamamı) vasıflarını taşıyan mahkeme hamamı faaliyetine devam etmektedir. 

Meram Hamamı;
Meram mesireliğinde, tarihi köprü çıkışında yer alan Beylikler devrinde yapılmış Meram Hamamı, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. 

Meydan Hamamı;
Akşehir`de 1329 yılında Subaşı Emir Şerafeddin tarafından yaptırılan hamam, bugünde hizmet vermektedir. 

Orta Hamam;
Akşehir Ulu Cami caddesindeki Orta Hamam Selçuklulardan kalmış olup, Konya Valisi Avlonyalı Ferit Paşa tarafından 1900 yılında ciddi bakım ve tamirattan geçirilmiştir. 

Eski Hamam;
Ereğli Ulu Cami güneyinde yer alan Karamanoğlu Beyliği devri eserlerinden olan eski hamam soğukluk, sıcaklık ve külhan bölümleriyle hizmet vermeye devam etmektedir. 

Ilgın Kaplıcaları;
Konya- Afyon karayolunun 90. km’sinde yer alan Ilgın ilçesindedir.Yaşadığı tarihi devirler dolayısıyle bir çok turis­tik esere sahip olan şifa merkezi durumundaki kaplıcalar, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat ta­rafından (İlk Türk Hamamı) olarak yaptırılmıştır. Romatizma ve siyatikten şikayetçi pek çok kişinin uğrak yeri durumundaki kaplıcada konaklama tesisleri bulunmaktadır. 

Aşağı Çiğil Kaynak Suyu;
Ilgın`a bağlı Aşağıçiğil Kasabasının (Kumdöken) veya (Üzüm Çubuğu) namıyla anılan yörede, çamlık içinde yer alan kaynak suyu, böbreklerinden rahatsız olanların şifa aradıkları bir merkez durumundadır. Mahallinde içilmesi veya taşınarak kullanılması halinde böbrek taşlarının düşürül­mesinde etkili olan kaynak suyu Konya`dan baş­ka, çevreden gelen kişilerin de başlıca uğrak yeri durumunda bulunmaktadır. 

Hadim Yerköprü Karasu Ilıcası;
Göksu nehrinin kaynaklarına sahip bulunan Hadim ilçesinin Yerköprü Hidroelektrik Santrali yakınında Karasu Mevkiinde yer alan, kış mevsi­minde sıcak, yazın soğuk akan kaynağın suları cilt hastalıklarının tedavisinde faydalı olmaktadır. Suyunda kükürt minerallerine de rastlanan Kara­su Ilıcası, hem şifa dağıtmakta hem de sahip oldu­ğu tabiat zenginliğiyle eşsiz bir dinlenme yeri ola­rak hizmet vermektedir. 

İsmil Kaplıca ve Termal Tesisleri;
İsmil Kaplıca ve Termal Tesisleri Konya`nın doğusundadır. Ereğli-Karapınar yolu üzerinde 50. km.`de İsmil Kasabası`nın yanıbaşındadır. Türki­ye`nin ve Dünya`nın çeşitli merkezlerinden gelen insanların Kültür-Ticaret sanat bağlantılarıyla bü­tünleştirilecek olan kompleks hem bir kaplıca ve dizaynıyla tatil ve dinlenme merkezi, hem de bü­tün canlılığı ile turizm merkezi konumunda, in­sanlarımızın tabi ihtiyaçları ile sosyo-kültürel de­ğerlerinin ve manevi-etik normlarının ön plana çı­karıldığı termal komplekste bütün bu ihtiyaç ve değerler evlerin mimari yapılarından ahşap lambri tasarımlarına, sağlık istasyonlarında kaplıca kür merkezlerine, açık kapalı termal havuzlardan tüm görsel güzelliklere yansıtıldı. 
Belirli noktalarda kuş için barınakların oluştu­rulacağı İsmil kaplıcaları ve Termal Kompleksi fi­zik tedavi rehabilitasyon merkezi termal basınçlı duşlar, halka açık bölümler, İçme İnhilasyon, ça­mur terapi masaj, jimnastik salonları, su oyunları­nın yapılabileceği termal havuzlar, yürüyüş par­kurları, güneşlenme, eğlence mekanları, marketi, otoparkı, botanik bahçesi, tenis ve golf sahaları, seracılık ve tıbbi bitki üretim merkezleri içeriyor.

ANADOLU SELÇUKLULAR DÖNEMİ ESERLERİ 
CAMİLER

Alaeddin Camii: 
Anadolu Selçuklu Devri Konya`nın en bü­yük ve en eski camiisidir. Şehrin merkezinde yüksekçe bir hü-yük olan Alaeddin Tepesi üzerine inşa edilmiştir. Selçuklu Sul­tanı Rükneddin Mesud I`in son zamanlarında başlanılmış, Kılı-çaslan I I (1156-1192) devrinde inşaatına devam edilmiş, Sul­tan Alaeddin Keykubad I tarafından 1221 yılında tamamlana­rak hizmete açılmıştır. 

Camii İslam mimarisi yapı tarzında inşa edilmiştir. Üzeri ağaç ve toprakla örtülmüştür. İçerisi Sütunlar ormanını andır­maktadır. Bizans ve klasik devirlere ait 41 taş mermer sütundan ibarettir. Camiinin en ilginç taraflarından birisi de minberidir. 
Minber abanoz ağacından birbirine geçmiş olup, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en güzel örnekleridir. 1155 yı­lında Ahlat`lı Mengum Berti tarafından yapılmış bir şaheser­dir. Çinilerle süslü mihrabın önünde çini süslü kubbesiyle ör­tülmüş bir saha mevcuttur. Mihrap ve kubbelerin çinileri kıs­men sökülmüştür. 

İplikçi Camii; 
Alaeddin Caddesi üzerindedir. Şemseddin Altınoba tarafından 1201 yılından sonra yaptırılmış, Somuncu Ebubekir tarafından genişletilmiş, yenilenmiştir. (1332) Cami İp-likçiler çarşısında bulunduğu için İplikçi Camii adını almıştır. 

1951-1960 yılları arasında Klasik Eserler Müzesi olarak kullanılan camii, 1960 yılında tekrar ibadete açılmıştır. 

Sahip Ata Camii ve Külliyesi : 
Anadolu Selçuklu Devleti Vezirlerinden Sahip Ata tarafından 1258-1283 yıllan arasında inşaa edilmiş olan mescid türbe, hanigâh ve hamamdan iba­rettir. Mimarı Abdullah Bin Kellük`tür. 

Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi : 
Konya`nın Şeyh Sadrettin mahallesindedir. 1274 yılında yapılmıştır. Giriş kapısın­daki kitabede adı geçen Sadrettin Konevi aslen Malatyalı o-lup, Konya`ya yerleşmiş, zamanın tanınmış bilginlerindendir. Muhiddin İbni Arabi`den tahsil ve terbiye görmüş, Konya`daki hanikâhında hadis ilimleri okutulmuştur. Mevlâna`ya derin bir sevgi ile bağlanmıştır. 
Türbe, Camiinin doğusundaki avludadır. Açık türbeler tipi­nin ayakta kalan tek örneğidir. Türbenin şekli Selçuklu küm­betlerine benzer. Gövde açık, kaidesi mermer işleme olan tür­benin üzerinde, köşeli bir tanbura oturan, kafes şeklinde ah­şap bir külah vardır. 

Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi; 
Şerafettin Camii kuze­yinde eskiden mezarlık olan Şems Parkının içinde yer alır. Bu­günkü yapı 1510 yılında Abdürrezzakoğlu Emir İshak Bey ta­rafından mescidle birlikte elden geçirilmiş ve genişletilmiştir. İlk yapının 13. Yüzyılda yapıldığı ileri sürülmektedir. Ancak kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. 

Cami bölümüyle bitişik durumda, içten tavanlı dıştan se­kizgen tambur üzerine piramidal külahla örtülüdür. Eyvan şeklinde olan türbe mescide kalem işi süslenmiş ahşap Bursa kemeriyle açılır. Diğer yönlerde biri altta, diğeri üstte olmak üzere ikişer penceresi vardır. Türbenin duvarların­la herhangi bir bezeme yoktur.

Tavanı geometrik motiflerle bezenmiştir. Üzeri örtülü sandukanın altında önceleri kuyu bulundu­ğu söyleniyorsa da araştırmalar neticesinde bura­sının kuyu değil mumyalık olduğu anlaşılmıştır. 

Gövdesi taştan tambur ve külahı ise tuğladan yapılan türbe 1977 yılında tamiri sırasında orji-nalliğini biraz kaybetmiştir. 


MESCİTLER

Hacı Ferruh (Taş Camı-Akca gizlemez) Mescidi.
Hoca Hasan Mescidi
Sırçalı Mescid
Beşarebey (Ferhuniye) Mescidi
Beyhekim Mescidi
Bulgur Dede Mescidi
İçkaraaslan Mescidi
Terceman Mescidi
Zevle Sultan Mescidi
Kara tay Mescidi
Zenburi Mescidi

TÜRBELER

Sultanlar Türbesi; 
Alaeddin Cami-i içinde kuzeyde, klasik Selçuklu türbeleri tipinde-dir. Gövdesi kesme taşlardan on yüzlü prizma şek­linde yükselmiş, üzeri tuğladan on köşeli bir pra-mitle örtülmüştür. Türbe, Sultan Kılınçaslan tara­fından yaptırılmıştır. 

Türbede sekiz çinili sanduka vardır. Aşağıda i-simleri yazılı Selçuklu Sultanları; Sultan Mesud I, Kıhnçaslan II, Rükneddin Süleymen II, Gıyaseddin Keyhüsrev I, Alaeddin Keykubat I, Gıyaseddin Keyhüsrev II, Kıhnçaslan IV Gıyaseddin Keyhüsrev III medfun bulunmaktadır. 

Tavusbaba Türbesi; 
Konya`nın tarihi bir mesi­re yeri olan Meram`dadır. I. Alaeddin Kuykubat Devrinde Konya`da ölmüş olan Şeyh Tavus Mehmet-el Hindi`ye aittir. Taş ve tuğladan yapılmış, tonas kubbeli sade bir eserdir. 

Ateş-Baz Veli Türbesi; 
Eski Meram yolu üze­rindedir. Klasik Selçuklu Kümbetleri tipindedir. Türbe 1285 yılında ölen Mevlevi Ateş-Baz Yusuf a aittir. Kesme taşlardan sekiz köşeli gövde sekiz­gen piramit tuğla örtülü bir külahla yapıştırılmış­tır. Taş söveli kemerli kapısının altında mezar mahzenine inilen bir de kapısı mevcuttur. 

Diğer Türbelerden bazıları
Emir Nureddin Türbesi,
Gühertaş Türbesi,
Karasungur Türbesi,
Kesikbaş Türbesi,
Pir Esat Türbesi,
Ulaş Baba Türbesi,

KERVANSARAYLAR

Zazadin Hâni; 
Sultan Alaeddin Keykubat dev­rinde (633-Hicri 1236 Miladi yılında) Selçuklu E-mirlerinden Vezir Sadettin Köpek tarafından yaptı­rıldı. Yazlık ve kışlık tiplerin birleşmesinden mey­dana gelmiş avlu tipte yapılmıştır. Hanın boyu 104 m., eni 62 metredir. Taş yapının dış duvarla­rından gayri İslami devirlere ait eserlerden bazı parçalarda kullanılmıştır. Konya-Aksaray yolunun 25. Km`sinde Tömek bucağındadır. 

Horozlu Hâni; 
1248 yılında bugünkü Konya-Aksaray asfaltının 8. Km.`sinde kışlık olarak yapıl­mıştır. 1957-1958-1963 yıllarında kısmen onarıl­mıştır. Avlusuz kervansaraylar tipinde yapılmıştır. 

Kızılviran Hân; 
Konya-Beyşehir yolu üzerinde olup, Konya`ya 44 km. uzaklıktadır. Kışlık ve yaz­lık olmak üzere iki tipte yaptırılmıştır. 

ANADOLU BEYLİKLERİ DONEMİ ESERLERİ 
CAMİLER 

Kadı Mürsel (Hacı Hasan) Camii; 
Hükümet konağının batısındadır. Güney duva­rında bulunan kitabesine göre 812 H.-1409 M. Yı­lında ve Karamanoğlu Mehmet Bey zamanında Hacı Mustafa oğlu Mürsel tarafından yaptırılmış­tır. Dikdörtgen planlı taş ve moloz dolgu yüksekçe bir tabana oturmaktadır. Üzeri çatı ile örülmüştür. 

Tursunoğlu (Tahir Paşa Camii); 
Abdülaziz mahallesindedir. XV Yüzyıl başla­rında Konya eşrafından Tursunoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Beden duvarları taş, kub­be ise tuğladır. Camiinin kuzeyindeki kubbeli son cemaat mahallide tuğladan yapılmıştır. Tek şerefe -li ve köşeli bir minaresi vardır. 

MESCİDLER;

Meram (Hasbey) Mescidi,
Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Hasbey Dar`ülhuffazi; Gaziâlemşah Mahalle­sindedir. Karamanoğlu Mehmet II devrinde Hacı Hasbey oğlu Mehmet Bey tarafından (1421) "Ha­fızlar Evi" olarak yapılmıştır. Tuğla örgü gövdesi kare bir plan üzerine oturtulmuş ve üzeri üç taraf­tan yontma taşlarla kaplanmıştır. Giriş kapısının bulunduğu batı cephesi işlemeli mermerlerle süs­lüdür. Gövdeden kubbeye klasik üçgen köşebent­lerle geçirilmektedir. Üçgenlerin ikişer kenarları yeşil çinilerle süslenmiştir. İçerisinde çinilerle süs­lü güzel bir mihrabı da vardır. 

TÜRBELER

Şeyh Osman Rûmi Türbesi,
Fakih Dede Türbesi,
Kalender Baba Türbesi,
Siyavus Veli Türbesi,
Turgutoğulları Türbesi,

OSMANLILAR DÖNEMİ ESERLERİ 
CAMİLER

Selimiye Camii; 
Mevlâna Dergâhının batısın­da inşaatına Sultan Selim H`nin şehzadeliği zama­nında başlanmış (1558-1567) arasında tamam­lanmıştır. Camii Osmanlı klasik mimarisinin Konya`daki en güzel eserlerindedir. Kuzeyinde altı sü­tuna istinat ettirilmiş yedi kubbeli son cemaat yeri ve mermer süveli geçme basık kemerli cümle kapı­sı mevcuttur. Ahşap kapı kanatlarından sağdakine  "Mescitte Mümin, suda balık gibidir." İbareleri mevcuttur. Son cemaat yerinin sağ ve solunda tek şerefeli iki minaresi vardır. 

Aziziye Camii; 
Konya çarşısının ortasındadır. Muntazam kesme Gödene Taşı ile yapılan mabed son Osmanlı mimarisinin çok muvaffak bir eseri­dir. Yerindeki 1671-1676 yılları arasında Şeyh Ahmed eliyle yaptırılan camii yandığı için (1867) Sultan Abdülaziz`in annesi Pertevnihal adına yeni­den bugünkü Camii yaptırılmış ve bu adla anıl­mıştır. (1874) Türk Baroku uslubundadır.Altı mer­mer sütuna oturan üç kubbeli son cemaat yerini i-ki ucunda kaideleri şadırvanlı iki minaresi dikkat çeker. Üzeri ferah kubbe ile örtülüdür. 

Şerafettin Camii; 
Camiinin ilk banisi XIII. yy` `da Şeyh Şerafettin`dir. Daha sonraları 1444 yılın­da Karamanoğlu İbrahim Bey II. Tarafından ona­rılmıştır. Zamanla harap olan camii 1636 yılında Konyalı Mehmet Çavuşoğlu Memi Bey tarafından yıktırılarak yeniden yapılmış olup, şehrin Konak meydanındadır. 

Kapı Camii; 
Konya`da merkezde sarraflar (çık­rıkçılar) caddesi üzerindedir. Asıl adı İhyaiyye olup eski Konya Kalesinin kapılarından birinin çev­resinde yer aldığından Kapı Camii adıyla anılır. 
Cami ilk defa 1658 yılında Mevlevi Dergahı Postnişinlerinden Pir Hüseyih Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Bir süre sonra yıkılan bu camiiyi 1811 yılında Konya Müftüsü Esenlilerlizade Seyyid Abdurrahman yenilemiş, 1867 yılında bir yan­gın, cami ile birlikte bu civarda vakıf dükkanları da yok etmiş. Bu olaydan bir yıl sonra cami-i üçüncü defa yeniden yapılmıştır. Bu yeni inşaasına dair 1285 H. (1868 M) tarihli kitabesi taç kapı­sı üzerinde yer almaktadır. 
Kapı Cami Konya`da yer alan Osmanlı Dönemi camilerinin en büyüğüdür. Kuzeyinde 10 mermer sütuna istinat eden yüksek bir son cemaat mahal­li ve basık kemerli bir cümle kapısı vardır. Ayrıca doğu ve batı yönlerinde de birer kapısı bulunmak­tadır. 

Kesme taşlardan inşa edilen camiinin üzeri dıştan çatı, içten büyüklü küçüklü sekiz kubbe ile örtülüdür. Taş Mihrabı ve ahşap minberi sadedir. 

Nakiboğlu Camii; 
Camii, Nakiboğlu mahalle-sindedir. Vakfiyesine göre Konya Müftüsü Nakib`ül Seyid İbrahim tarafından 1176 H. (1762 M.) yılın­da yaptırılmıştır. Kare planlı olup toptan yapılmış­tır. Çatı ahşaptır. Kiremitle örtülmüştür.  Minaresi, 1178 H. (1764 M.) yılında Nakib`ül Hac Seyid İbrahim oğlu Mehmet Emin tarafından yaptırılmıştır.  Cami zamanla harap olduğu için 1926 yılında minaresi hariç, yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır. 

Osmanlı Devrine ait diğer Camiler

Piri Mehmet Paşa Camii
Hacı Fettah Camii
Ovalı oğlu (Çelik Paşa) Camii
Saray (Kışla) Camii
Sep Hevan Camii
Köprübaşı Camii
Namık Paşa Camii
Amber Reis (Feridiye) Camii

MESCİDLER

Meydan Mescidi
Cevizaltı Mescidi
Keçeci Mescidi

MA?ARA TURİZMİ

BALATİNİ MA?ARASI
Mağara, Konya İli, Beyşehir İlçesine bağlı Çamlık Beldesi ile Derebucak İlçesi sınırlarında yer almaktadır. Konya-Beyşehir-Üzümlü-Manavgat yolunun 45.km`sinden ayrılan yolla Çamlık veya Derebucak üzerinden, bu iki yerleşim merkezini bağlayan stabilize karayolu ile ulaşılmaktadır. Çamlık`a 5 km. Derebucak`a 6 km. uzaklıkta bulunmakta olup Körükini ile Suluin mağar­alarının 3 km. kuzeybatısındadır. 

Toplam uzunluğu 1830 m. olan mağaranın düden ve kaynak konumunda iki girişi vardır. Balatini mağarası üst üste bulunan iki farklı seviyeden oluşmuştur. Üst katı oluşturan fosil kolun zemini tamamen mağara kili ile kaplıdır. Alt kat olan su taşıyan asıl galeri de ise suyun az olduğu dönemlerde su içinden yürünerek ilerlenebilmektedir. Sadece biri 5 m.`den daha derin olan 3 adet Cadıkazanı geçiş tekniği ya da bot kul­lanılarak geçilebilir. Travertenleri, Heykel Odası, ve Dev Cadıkazanları mağaranın görülmeye değer güzellikleridir. 

KORUKINI MA?ARASI
Konya İli Beyşehir ilçesine bağlı, Çamlık Beldesinin 500 m. Güneybatısında bulunan mağaraya stabilize yolla ulaşılmaktadır. 

Toplam uzunluğu 1250 m. olan Körükini Mağarasının içinden Uzunsu Deresi geçmektedir. Mağaradan çıkan su değirmen vadisine daha sonra da Değirmenini Mağarasına girmektedir. Tamamiyle aktif olan mağarada bot kullanımı hatta büyük kaya blokları arasından şelaleler yapan suyu geçmek ayrıca bir deneyim gerektirmektedir. Mağaraya giriş için yaz ve sonbahar ayları en uygun zamanlarıdır. Bahar ayları aşırı su, sifonlar, şelaleler nedeniyle tehlikeli olabilir. 

SULUİN (DE?İRMENİNİ) MA?ARASI
Konya İli Beyşehir İlçesine bağlı Çamlık Beldesinin 500 m. Güneybatısında bulunan mağaraya stabilize yolla ulaşılmaktadır. Körükini Mağarasından çıkan Uzunsu Deresi, 100 m. Uzunluktaki Değirmen Vadisi boyunca kayalıklar arasından akarak Değirmenini Mağarasına girmektedir. Buradan su dev kaya blokları arasından şelaleler yaparak ilerlerken, mağara çok geniş ve yüksek bir galeri halinde devam eder ve 150 m. sonunda büyük göle ulaşır. 

SAKALTUTAN MA?ARASI
Konya İline bağlı Seydişehir İlçesi yakınların­dadır. Mağaraya Seydişehir, Süleymaniye Köyü-Mortaş yolu ile ulaşılır. Dikey bir mağara olan Sakaltutan Mağarasının toplam derinliği 303 m.`dir. 

SUSUZ MA?ARASI
Mağara, Seydişehir İlçesine bağlı Susuz Köyünde yer almaktadır. Aktif olan mağara, biri yatay diğeri ise 60 m.`lik dikey bir iniş olan iki gir­işe sahiptir. Mağaranın toplam uzunluğu yaklaşık 2000 m.`dir. Mağara boyunca yeraltı nehrinin akışı gözlenmektedir. Özellikle ilkbahar aylarında mağaraya girilmesi tehlikeli olabilir. 

TINAZTEPE MA?ARASI
Mağaraya Konya-Seydişehir-Manavgat yolun­da Seydişehir`den 35 km. mesafede bulunmak­tadır. Toplam uzunluğu 1650 m. Derinliği 65 m. olan mağara Tınaztepe`nin güneybatı yamacında yer almaktadır. Fosil ve aktif olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Fosil bölümüne bahar aylarında girilecek olursa, sayısı 5`i bulan göllerin botla geçilmesi gerekecektir. Sonbahar aylarında suların azalması sonucu aynı galeri yürünerek geçilebilir. Beşinci gölden sonra mağarada 30 m. `lik bir inişle Büyük Salon`a gelinmektedir. Bu salon gölle son bulmaktadır. 

PINARBAŞI MA?ARASI
Beyşehir gölü güneyinde bulunan Kızılova Polyesinin güneybatı yamacında yerahr. Beyşehir-Derebucak karayolundan ayrılan bir yol, Kızılova Polyesinden geçerek Pınarbaşı Köyüne varır. Mağara, köyün hemen yakınındadır. Pınarbaşı, Kretase kireçtaşlarmdaki belirgin bir fay üzerinde gelişmiş yatay bir mağaradır. İçin­den büyük bir karstik kaynak çıkan mağarada geçmesi zor sifon ve göller yer alır. Bu nedenle araştırması zor bir mağaradır. Ayrıca damlataş birikimi yönünden son derece zengindir. 

BÜYÜK DÜDEN MA?ARASI
Mağara Konya İli, Derebucak İlçesindedir. Konya-Beyşehir-Derebucak yolundan sonra, Derebucak`dan İbradi yönünde, 18`inci km.`de, Kembos Ovası batı kıyısında yer almaktadır. Genişliği 1 km. uzunluğu 15 km. olan Kembos Ovası, bahar aylarında eriyen kar suları ve özellikle Uzunsu Deresi ile gelip toplanan suları bir başka düden olan Feyzullah Düdeni ile birlikte drene etmektedir. Bu düdenlerden batan su Atınbeşik Düden suyu Mağarasından geçerek Manavgat çayına karışmaktadır. Mağaranın turistik bir önemi olma­makla birlikte, speolojik açıdan önem taşımaktadır. 714 m. uzunluğundaki düden de çok sayıda göller, dev cadı kazanları ve sifonlar bulunmaktadır. 

FEYZULLAH DÜDENİ
Düden, Konya İlinin, Derebucak İlçesine yak­laşık 25 km. uzaklıktadır. Aktif bir düden özel­liğinde olup ilkbaharda, Kembos Polyesinin sularını drene eder. 

YERKÖPRÜ MA?ARASI
Konya İli, Hadim İlçesi sınırının yakınlarında, Göksu Vadisinde bulunmaktadır. Mağaraya Konya- Karaman yoluyla, Kayaağzı-Habiller Köyleri üzerinden 116 km.`lik bir yolculukla ulaşılmaktadır. Ayrıca mağaranın bulunduğu Göksu Vadisine Mersin-Silifke üzerinden de ulaşılabilmektedir. Köy yolları stabilizedir. Mağara tamamen bir traverten tüfün içinde yer almaktadır. Türkiye`nin doğası en güzel mağar­alarından birisidir. 

Göksu Nehrinin, bu traverten tüfünün altında oluşturduğu mağara 500 m. kadar uzunluktadır. Suyun battığı yerde mağara sifolanmaktadır. Mağaranın çıkış ağzında, Göksu Nehrinin, dışarı­dan akan bir bölümü mağaradan çıkar. Diğer bölümüne bir şelale ile birleşirken bir doğa harikası oluşturmakta ve derin, mavi göller oluş­turarak Göksu Nehri devam etmektedir. 

ÖREN YERLERİ

Sille (Siyata) : 
Sille Konya il merkezinin 8 km. kuzey batısındadır. Bugün merkez belediye hudut­ları içinde olup, şehir otobüsü çalışmaktadır. Er­ken Hıristiyanlık döneminin de önemli bir merke­zidir. Bu dönemden başka Ak Manastır diğer adı i-le HAGİOS Khariton (St. Chariton) olmak üzere bir çok manastır keşişler tarafından kayadan oyula­rak yapılmıştır. Bu manastırlar dünyada kurulan ilk manastırlar arasındadır. 

Ak Manastır: 
Geniş ve mağara gibi kayadan oluşmuş olup, 6-7 şapeli ve bir çok hücreleri vardır. Bu manastırda bulunan Mikael Hommenos ve Mikaeles oğlu Abraham`a ait mezar taşları Konya Arkeoloji Müze­sinde teşhir edilmektedir. 

Sille Aya-Elena Kilisesi 
Sille, Konya İli, Selçuklu İlçesine bağlı kent merkezine 7 km. uzaklıkta bir yerleşim yeridir. 
İsa`nın doğumunun 327 sene sonra Bizans İm­paratoru Constantin`in annesi Helena, Hac için Kudüs`e giderken Konya`ya uğramış, buradaki ilk hıristiyanlık çağlarına ait oyma mabetleri görmüş, hıristiyanlara Sille`de bir mabed yaptırmaya karar vermiştir. Mihail Arhankolos adına bu kilisenin temel at­ma töreninde bulunmuştur. Kilise asırlar boyu onarımlar görerek günümüze kadar gelmiştir. 

Kilisenin iç kapısının üstünde Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe bir tamir kitabesi kilisenin tarihi hakkında bilgi vermektedir. Bu kitabe 1833 tarihli­dir. Aynı kitabenin üzerinde ise kilisenin dördüncü tamiratının Sultan Abdülmecit döneminde gördüğünü be­lirten üç satırlık bir kitabe daha bulunmaktadır. 

Kilise düzgün kesme Sille Taşı ile yapılmıştır. Avlusunda kayalara oyulmuş odalar bulunmakta­dır. Kilisenin kuzeye açılan kapısından dış nartekse girilir. Burada kadınlar mahfeline çıkan iki yönlü taş merdivenler yer almaktadır. Kilisenin ana kub­besi dört fil ayağı üzerinde olup, kilise üç salimli­dir. Kilisenin içerisinde ahşaptan içerileri alçı süs­lü bir vaaz kürsüsü ile apsidle ana mekanı ayıran ahşap alçılı kafes bir sanat şaheseridir. Kubbe ge­çişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda Hz.İsa, Hz. Mer­yem ile havarilere ait resimler bulunmaktadır. 

Çatalhöyük 
Çatalhöyük, Konya`nın Çumra İlçesi sınırların da olup, İlçenin 10 km. doğusunda yer almaktadır. Höyük, farklı yükseklikte iki tepe düzü olan bir tepe şeklindedir. Bu iki yükseltisi nedeniyle çatal sı fa tını almıştır. Çatalhöyük 1958 yılında J.Mellaart tarafından keşfedilmiştir, 1961-1963 ve 1965 yıllarında kazısı yapılmıştır. Yüksek tepenin batı yamacında yapılan çalışmalar neticesinde 13 yapı katı açığa çıkartılmıştır. En erken yerleşim katı (1 ise M.Ö. 5500 yıllarında tarihlenmektedir. Stil Kritik yolu ile yapılan bu tarihleme, C14 metodu il de doğrulanmıştır. İlk Yerleşme, ilk ev mimarisi v ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkezdir. Yapılarda kullanılan malzeme kerpiç ağaç ve kamıştır. 

Bulunan kazı eserleri, Konya Arkeoloji Müzesine teslim edilerek bir kısmı teşhir edilmekte diğerleri ise depolarda koruma altına alınmış durumdadır. 

Eflatunpınar Hitit Anıtı 
Konya İli, Beyşehir İlçesi, içinde bulunmakta­dır. Anıtı W. J. Hamiton (1849) da bilim dünyasına ilk haber veren kişidir. Daha sonra F. Sarre ve J. Garstang ayrı ayrı yayınlamışlardır. Anıt bir su kaynağının kenarında dikdörtgen taşlar üzerinde kabartmalardan oluşmaktadır. Ni­teliğini kaybetmeyen kabartmalar ön kısmındaki 14 adet taş bloklar üzerine oyulmuştur. Anıtın ilk planı bilinmemektedir. 

Bu anıt açık hava anıtlarından daha küçüktür. Doğal bir kayaya oyulmamış, her parçanın üzerin­de üzerinde figür bulunan blok taşların örülmesiyle oluşmuştur. Su kaynağının yanında bulunan bu anıtın su toplama havuzunun ilk yapılış tarihi araştırılmamıştır. Eflatunpınar Anıtı`nın blok taşları üzerendeki figürler; üstte güneş kursu, ortada tanrıça ve tanrı diye kabul edilen figürlerin ara­sında, yanlarında ve en alttaki figürler ellerini yu­karıya doğru kaldırıp tanrı ve tanrıçayı selamla­maktadır. Bu anıt Hitit Krallık dönemine tarihlenmektedir. 

1996 yılında Konya Müze Müdürlüğünce Anıt çevresinde temizlik ve kazı çalışmaları başlamış­tır. Çalışmalarda anıtın 3.34 x 3 m. ölçülerinde dikdörtgen planlı bir havuzun parçası olduğu orta­ya çıkmıştır. 1998 yılı çalışmalarında anıtın alt kısmında beş adet daha tanrı kabartması tespit edilmiş olup, ilerideki yıllarda kazı çalışmaları de­vam ettirilecektir. 

Kilistra Antik Kenti 
Kilistra Antik Kenti Konya`nın 34 km. güney batısındaki Hatunsaray Bucağının 16 km. kuzey batısındaki Gökyurt Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Yapılan çalışmalarda M.Ö. III. yy. ka­dar yerleşim olduğu anlaşılmıştır. Listradan (Ha­tunsaray) gelip Mistiya`ya Beyşehir`e doğru devam eden tarihi kral yolu (Vig Seboste) üzerinde yer al­maktadır. Kilistra Antik kentinin M.S. 7. yy. da Kapadokya benzeri yumuşak kayaların oyulması ile bir çok kaya yerleşmesi oluşturulmuştur. 1998 yılında giderleri İl Özel İdare Müdürlüğü tarafın­dan karşılanmak üzere Konya Müze Müdürlüğü adına yapılan kurtarma kazısı çalışmalarında, Haç Planlı Şepel, Sümbül Kilise, Büyük Su Sarnıcı ve Şırahanelerde temizlik, restorasyon, çevre düzen­lemesi yapılmıştır. 

Haç Planlı Şapel iç ve dışı yekpare kaya oyuğu olması nedeniyle eşine az rastlanan nitelikte olup M.S. 8. y.y.`a aittir. Sümbül Kilisede M.S. 8. yy`a ait olup devrini yansıtan süslemelerle Bizans Devrine ait Büyük Su Sarnıcı ise karşılıklı yekpare kayaya oyulmuş dörder payeye oturan 3 nefli plan gösterir. 

Çiftli Şırahane ise karşılıklı yekpare iki kay içi­ne oyulmuş çevresi ise bir kompleks halindedir. Doğu Şırahane`nin giriş kapısı eşiğinde M.Ö. I, yy`la ait kentin adını veren bir yazıt bulunmuştur. Bizans devrine ait kaya oyuğu iki ev ortaya çıkar­tılmıştır. 

Kilistra antik kenti oldukça geniş alana yayıl­mış kaya oyuğu yerleşmeleri şeklindedir. Gelecek yıllar yapılacak kazı ve temizlik çalışmaları bura­nın Ürgüp, Göreme gibi turistik bir yer olmasını sağlayacaktır. 

Karahöyük 
Konya İl Merkezine 15 km. güney doğusunda Harmancık mahallesindedir. Ulaşım belediye oto­büsleri ile sağlanır. Ord.Prof.Dr. Sedat ALP baş­kanlığında 1953 yılında başlayan kazılar halen devam etmekte olup, üzerinde en uzun süren ça­lışma en eski Türk kazılarındandır. Karahöyük`te yapılan araştırmalarda höyüğün M.Ö. 3000 (Eski Tunç Devri-M.Ö. 2000 Asur ticaret kolonileri dev­ri) de iskan edildiği anlaşılmış olup, 27 yerleşik katı tespit edilmiştir. Konya bölgesinin M.Ö. 3000 ve 2000 yıllarının tarihe ışık tuttuğu bilinmekte­dir. Eski Anadolu`nun en önemli şehir harabeleri arasındadır. 

Karahöyük kazılarında çıkan buluntular devri­nin kültürel ve ticari ilişkileri anlatan belgelerdir. Hitit İmparatorluk Çağı öncesi eski Tunç Devri Mühür sanatının Orta Anadolu`nun güney bölge­sindeki en önemli buluntularını veren merkezdir. Grafitolan kap markaları ve bazı mühürler Anado­lu`da yazının erken safhalarının araştırılmasında yardımcı olmaktadır. Gaga ağızlı testiler, fincanlar,yonca ağızlı testiler, rhytonar, üzüm salkımı bi­çimli kandiller ve diğer buluntular olup ayrıca at nalı biçimli damgalı altarlar, ocaklar ve yarım ay biçiminde atkılar devrinin karakteristik eserleridir. Buluntular Konya Arkeoloji Müzesinde teşhir ve muhafaza edilmektedir. 

Bolat Örenyeri 
Bolat yaylası ören yeri, Hadim ilçesi Bolat köyü sınırları içinde kalan Temaşalık mevki­indedir. Literatüre adı Astra olarak geçmiş olan antik kent, Hadim ilçesinin kuzey batısında ve Hadim`e 17 km. uzaklıktadır. Hellenistik, Roma ve Bizans devirlerinde iskan gördüğü yüzey buluntularından anlaşılmaktadır. 

Kente ait önemli sayılabilecek kalıntılar; nekropol alanı, bouleterion, kilise ve büyük yapıdır. 
1992-93-94 yıllarında Konya Müze Müdürlüğünce kurtarma ve temizlik çalışmaları yapılmıştır. 

Nekropol Alanı 
Kentin güneyindedir. M.S. 3.yy`a ait bol mik­tarda mezar steli ve lahit parçaları bulunmak­tadır. Stellerde ; boğa başları, asma dalı, üzüm salkımları ve mezuda başları işlenmiştir. Stellerdeki insan figürleri stilizedir. Lahit ve kapakları blok kayaların işlenmesi ile yapılmış olup, lahitlerde mezuda başları ve üzüm salkım­ları, kapaklarında ise aslan başları işlenmiştir. 

Bouleterion 
Kentin batısındadır. Yüksek bir noktada kurul­muştur. Cave alanının bir bölümü ayakta kala­bilmiştir. 

Selçuklu Köşkü 
Alaaddin Tepesini çeviren iç kalenin kuzey eteğindedir. Sarayın II. Kılınçaslan`a ait olduğu kuv­vetle muhtemeldir. Köşk, Alaaddin Keykubat I za­manında genişletilerek tamir edilmiş, kare bir plan üzerine harç ve tuğlalarla iki kat olarak ya­pılmış, altı kat kerpiç ve molozlarla takviye edil­miştir. Köşk bugün harap olmuş bir duvar parça­sından ibarettir. Son defa 1961 yılında bu tek du­varın beton bir şemsiye ile muhafazası yoluna gi­dilmiştir. 

Kubâd-Âbad Sarayı 
Kubâd-âbad Sarayı Beyşehir gölünün güneyba­tısında yer almaktadır. Sultan Alaeddin Keykubad I tarafından 1226-1236 yılları arasında yaptırılmıştır. Basit bir saray olmaktan çok sürekli ikamet için yapılmış Selçuklu yapılar topluluğudur. Türk saray külliyesinin en eski örneğidir. Ayrıca bugün planı bilinen tek Sel­çuklu Saray Külliyesidir. 

1949-51 yıllarında M.Zeki Oral kazılara başla­mış daha sonra 1965 yılına kadar bu kazılara ara verilmiştir. 1965-66 yıllarında Prof.Dr. Otto-Dorn Büyük Saray ve Küçük Saray`ın mimarisini ve çini dekorasyonunu ortaya çıkarmıştır. Mehmet Önder`de bir süre kazılara devam etmiş ve 1968 yılın­dan itibaren bu önemli Selçuklu sitesi kendi kade­rine terk edilmiştir.

Konya Şehir Rehberi ile Alakalı Yazılar

Konya - İzmir İlk 35 Koltuk 42 TL
Konya - İzmir İlk 35 Koltuk 42 TL
Sunexpress havayolları firması, Konya ve İzmir arasındaki ilk seferlerini başlattı. Üstelik bu seferlerden alınan ilk 35 koltuğu 42 TL` den satışa sundu.

Haritada Konya

arabul.com
Yurtiçi Uçak Bileti Yurtdışı Uçak Bileti Charter Uçak Bileti
Anasayfa
Hakkımızda
Bilgi Bankası
İletişim Bilgileri
Turizm ve Ulaşım
Bu site bir İkia Turizm Ltd. Şti. kuruluşudur. İçerik veya görseller izin alınmadan kullanılmaz. © Copyright 2008 - 2014.
Yetkili acente İKİA Turizm 'dir. Sistem alt yapısı İpek TR / BiletAll tarafından kurulmuştur. Havayolları bilgi ve rezervasyon kaynağı İpek TR / BiletAll' dır. Kullanım Koşulları - Gizlilik Politikamız - İptal İade Şartları