Sehirler

İzmir Şehir Rehberi

Anasayfa | Hakkımızda | Nasıl Online Bilet Alırım? | Bilgi Bankası | Bize Ulaşın
Yurtiçi Uçak Bileti Yurtdışı Uçak Bileti Charter Uçak Bileti
Türk Hava Yollari Anadolujet Atlasjet Sunexpress Borajet Onurair Pegasus
Yurtiçi
Yurtdışı
Charter
 
İzmir, Türkiye
Fikir Paylaş

Bilgi Bankası

Şehir Rehberi   Ülke Rehberi   Havayolu Firmaları   Kampanyalar   Tavsiyeler   Faydalı Bilgiler   Haberler

Şehir Ara

İzmir Şehir Rehberi
İzmir Şehir Rehberi
 
İzmir Şehir Rehberi
 
İzmir Şehir Rehberi
 
İzmir Şehir Rehberi

Türkiye`nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, çağdaş, gelişmiş, ayni zamanda işlek bir ticaret merkezidir.

Atatürk’ün, “Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır! 1925 “ diyerek önemini vurguladığı, İzmirli Herodot`un “Onlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimlerinde kurdular.” demekten kendini alamadığı, Aristo’nun İskender’e “Görmezsen eksik kalırsın!” diyerek uyardığı, Victor Hugo’nun onu hiç görmeden adına şiir yazıp “İzmir bir prensestir” diye övdüğü İzmir; sınır kenti ve farklı bölgelerin geçiş merkezi konumunda olan 4.061.074 (TÜİK 2013) kişilik nüfusu ile Türkiye’nin 3. büyük kentidir. Ege Denizi kıyısında adeta bir inci gibi salınan İzmir 8.500 yıllık geçmişi ile de büyük tarihi ve kültürel zenginliği barındırmaktadır.

İzmir; coğrafi konumu, kültürel ve tarihî zenginliği, Metropol olması, Türkiye’nin en Avrupai şehri olması, farklı bölgeler arasında geçiş noktası olması dolayısıyla ulaşımın kolaylığı (hem deniz hem kara hem de hava ulaşımının kullanım kolaylığı ve rahatlığı), turizme uygun iklim yapısı, kültürel faaliyetlere ve sanat etkinliklerine müsait sosyal-kültürel yapısı, 629 kilometrelik kıyı uzunluğu ve  bunun 101 kilometrelik bölümünün tamamen doğal plajları içermekte olması ile de farklı turizm çeşitlerine uygundur.

İzmir aynı zamanda farklı kültürlerin, yaşam tarzlarının, inançların  (Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Ermeni, Rum, vb. gibi) binlerce yıldır bir arada barış içinde yaşadığı bir hoşgörü şehri ve kavimler kapısıdır.

İzmir; Tepekule (Bayraklı), Symrna, Efes, Pergamon (Bergama), Teos (Sığacık), Lebedos (Ürkmez), Kyme (Aliağa), Allianoi (Yortanlı), Thyrea (Tire), Phokaia (Foça), Kolophon (Değirmendere), Erythrai (Çeşme), Klazomenai (Urla), Metropolis (Torbalı), Claros (Ahmetbeyli) ve Myrina (Aliağa) gibi tarihte hüküm sürmüş olan uygarlıkların yaşadığı topraklara ve gün yüzüne çıkmamış yaklaşık 36 uygarlık merkezinin miraslarına sahip binlerce yıllık yerleşim yeridir.

İzmir; tarihin her döneminde insan sağlığına hizmet etmiş dünyaca bilinen Agamemnon, Asklepion, Allianoi, Karakoç ve Çeşme-Þifne ılıca, vb. (19 Kaplıca) şifa merkezleri ile günümüzde de özellikle İskandinav ülkelerinden ve dünyanın her yerinden gelen ziyaretçilerine sağlıklı yaşam alternatiflerini sunan ve potansiyeli çok yüksek olan sağlık ve termal turizm merkezidir.

İklimi

Akdeniz iklim kuşağında kalan İzmir`de yazları sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. Dağların denize dik uzanması ve ovaların İç Batı Anadolu eşiğine kadar sokulması, denizel etkilerin iç kesimlere kadar yayılmasına olanak vermektedir. Ancak, İl bütününde yükseklik, batı ve kıyıdan uzaklık gibi fiziksel coğrafya farklılıkları, yağış, sıcaklık ve güneş açısından önemli sayılabilecek iklim farklılıklarına da yol açmaktadır. Temmuz-ağustos ayları en sıcak ve ocak-şubat en soğuk aylardır. Kar yağışı yok denecek kadar azdır. Sıcak yaz aylarında “imbat” ismi verilen rüzgâr serinlik getirir. Kara ve denizin gece-gündüz arasındaki ısınma ve soğuma farkından meydana gelen bu rüzgâr sâdece bu ile âittir. Kavurucu yaz günlerinde İzmir’e tatlı bir serinlik getirir.

Bitki Örtüsü

Akdeniz iklim bölgesinde yetişen geniş, sert ve iğne yapraklı, sürekli yeşil kalan, kuraklığa dayanıklı ağaç ve çalılar, yaygın doğal bitki örtüsünü oluşturur. Bitki örtüsünde kızılçam, fıstık çamı, karaçam, selvi, maki ve zeytin ağaçlarına bol rastlanır. Bağ ve meyve bahçeleri oldukça geniş yer kaplar. Kozak Dağı, Türkiye’nin en büyük çam fıstığı istihsal yerlerinden biridir.

Coğrafya

İzmir İli kuzeyde Madra Dağları ve Balıkesir İl sınırı, güneyde Kuşadası Körfezi ve Aydın İl sınırı, batıda Çeşme Yarımadası ve kendi adı ile anılan İzmir Körfezi, doğusunda da Manisa İl sınırı ile çevrilmiş bir coğrafyaya sahiptir. İzmir ili içinde Ege Bölgesi`nin önemli akarsularından olan Gediz`in aşağı çığırı ile Küçükmenderes ve Bakırçay akış gösterir. Diğerleri sel karakterli küçük akarsulardır.

Gediz Nehri, İçbatı Anadolu`da Murat Dağı`ndan doğar. Toplam uzunluğu 400 km.dir. İzmir sınırı içindeki Yamanlar Dağı`ndan doğan Kemalpaşa Çayı Gediz`in en önemli kollarından biridir. Gediz, Manisa Ovası`nın batısında İzmir il sınırına ulaşır, Yamanlar Dağı ile Dumanlı Dağ arasındaki Menemen Boğazı`ndan geçerek, Foça`nın güneyinde denize dökülmektedir.

Küçükmenderes, Bozdağlar`dan doğar. Uzunluğu 124 km.dir. Kendi ismi ile anılan çok bereketli bir ovayı sulayarak, Selçuk ilçesinin batısında denize dökülür. Küçükmenderes de bol alüvyon getirdiği için, kıyı çizgisini devamlı olarak ilerletmiş, bu yüzden ilk çağların en önemli liman kentlerinden olan Efes, bugün denizden 5-6 km içeride kalmıştır.

Bakırçay, doğuda Ömerdağ, kuzeyde Madra, güneyde Yunt Dağı`ndan gelen kollardan oluşur, 128 km uzunluğundadır. Ege Havzası`nın bir parçası olan ve büyük bölümü İzmir il sınırları içerisinde yer alan Bakırçay Havzası`nın en önemli akarsuyudur. Çandarlı Körfezi`nde denize dökülmektedir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre İzmir İl sınırları içerisinde:

İşletmede olan;
·       11 adet Baraj ve HES ( Hidro Elektrik Santrali); Alaçatı (Çeşme), Balçova, Beydağ, Çatlıkoru (Kınık-Paşaköy),Güzelhisar (Aliağa),Kavakdere (Seferihisar), Kestel (Bergama), Seferihisar, Tahtalı (Gümüldür), Ürkmez (Seferihisar), Yortanlı (Kınık-Paşaköy) barajları.
·        2 gölet  ; İzmir Karaburun Mordoğan  ve Menderes Değirmendere Ataköy Göletleri

İnşa halinde olan;
·        4 adet Baraj ve HES; Aktaş (Ödemiş), Burgaz (Bayındır), Yiğitler (Kemalpaşa), Rahmanlar (Ödemiş) barajları
·        6 adet gölet; Dikili-Harputlu, Kiraz, Menemen-Emiralem, Menemen-Süleymanlı, Ödemiş-Bademli, Tire-Yenişehir göletleri bulunmaktadır.

Yeryüzü Þekilleri

İzmir ilinin yeryüzü şekilleri, yakın jeolojik geçmişin bir sonucudur. Doğu batı doğrultusunda uzanan sıradağlar arasında yer alan çöküntü ovaları ve akarsu ağızlarındaki birikinti ovaları, yeryüzü şekillerinin ana hatlarını meydana getirirler.

İlin en kuzeyinde Madra Dağları bulunur. 1250 metreyi aşan yüksekliğe sahip olan bu dağlar, kuzeyindeki Burhaniye-Havran Ovaları ile güneyindeki Bergama Ovası arasında önemli bir yükselti meydana getirirler. Güneybatıya, Altınova ve Dikili`ye doğru uzanan kolları kıyı yakınlarına kadar ulaşır ve burada alçalarak kıyı düzlüklerine karışır. Madra Dağları`nın güneybatı ucu, Bergama batısında Geyiklidağ adı ile anılır. Burada yükseklik 1061 m.ye ulaşır.

Madra Dağları üzerinde bazı yerler 500-700 m. yüksekliğinde hafif dalgalı düzlükler halindedir. Buralara yayla adı verilir. Fıstık çamı ormanları ile kaplı Kozak Yaylası bunların en bilinenidir. Madra Dağları`nın güneyinde Bakırçay Ovası yer alır. Ova, genel olarak, Soma yakınlarından Çandarlı Körfezi`ne kadar kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanır. Uzunluğu 60 km. kadardır. Bakırçay ve kollarının getirdiği alüvyonlarla örtülü olan ovanın en fazla genişlediği yer Kınık`ın kuzeyinde bulunur.

Bakırçay Ovası`nın güneyinde Yunt Dağları yer alır. Bunlar, doğudaki Sultan Dağları ile birleşirler. Akarsu vadileri ile çok parçalanmışlardır. Yunt Dağı, Dumanlı Dağı, bunlarla birleşmiş durumda olan Sultan Dağı ve Çamlıdağ, Bakırçay Ovası`nın güneyinde kesintisiz dağlık bir alan meydana getirir. Dumanlı Dağ`ın en yüksek noktası 1098 m. dir.

Dumanlı Dağ`ın güneyinde, içine Gediz Nehri`nin yerleşmiş olduğu çöküntü alanı bulunur ve Dumanlı Dağ ile Yamanlar Dağı arasında 10 km. uzunluğunda dar bir boğaz meydana getirir. "Menemen Boğazı" adı verilen bu dik yamaçlı derin vadinin doğusunda Alaşehir`e, hatta Sarıgöl`e kadar Gediz Ovası uzanır. Bu ova, esas itibariyle Manisa ili sınırları içinde kalır. Menemen Boğazı, batıya doğru Emiralem`den itibaren genişler, alçalır, Gediz Deltası`na bitişir. Gediz Nehri, döküldüğü yerde geniş bir delta meydana getirmiştir. Delta düzlüğünün kuzey-güney doğrultusundaki uzunluğu yaklaşık olarak 20 km. kadardır. Menemen Ovası ve Gediz Delta Ovası adı verilen bu düzlük, ülkemizin en verimli ovalarından birini teşkil eder.

Yamanlar Dağı genç bir volkan konisidir. Fazla aşınmamıştır. Yamanlar Dağı üzerinde, tektonik kökenli bir kayma sonucunda oluşan çukurluğa Karagöl yerleşmiştir. Yamanlar ve Manisa Dağları`nın meydana getirdiği yüksekliğin güneyinde bir çöküntü alanı vardır. Bu çöküntü çukurunun batı kısmı deniz tarafından kaplanmış ve İzmir Körfezi meydana gelmiştir. Körfezin doğusunda, etraftaki yamaçlardan inen akarsuların getirdiği alüvyonların denizi doldurması ile oluşmuş Bornova Ovası, onun doğusunda Kemalpaşa Ovası bulunur. Bornova Ovası ile Kemalpaşa Ovası arasında yüksekliği 250 m. ye kadar çıkan Belkahve Geçidi yer alır.

İzmir Körfezi ve Kemalpaşa Ovası`nın kapladığı çöküntü çukurunun güneyinde, doğu-batı doğrultusunda uzanan yüksek ve dağlık bir alan ortaya çıkar. Bu dağlara genel olarak Bozdağlar adı verilir. Bozdağlar, doğuda Sarıgöl`ün güneyinden başlar ve Kemalpaşa güneydoğusundaki Karabel Geçidi`ne kadar uzanır. Bozdağlar en yüksek noktaya Birgi`nin kuzeyinde ulaşır.

Burada yükseklik 2159 m. ye kadar çıkmaktadır. Bozdağlar, kuzeyindeki Gediz Ovası`na ve güneyindeki Küçükmenderes Ovası`na dik yamaçlarla iner. İzmir Körfezi`nin doğusunda yüksekliği 1500 m.ye kadar çıkan Kemalpaşa Dağları heybetli bir görünüm meydana getirir. İzmir kentinin batısında Çatalkaya (Kızıldağ) yükseltilerinde yamaçlar çok dik, vadiler derin ve dardır. Çatalkaya`dan batıya doğru yükseklikler gittikçe alçalır. Urla`dan Çeşme`ye kadar olan yerlerde 500 m.yi geçen tepelere az rastlanır.

Karaburun Yarımadası`nda bu sıradağlara dikey durumda olan ve kuzeyden güneye doğru uzanan dağlar bulunur. Bu dağların en yüksek olanı, Karaburun ilçe merkezinin güneyinde 1218 m.ye kadar çıkan Akdağ`dır.

Bozdağlar`ın güneyinde Küçükmenderes Ovası yer alır. Üzeri çok verimli alüvyon toprakları ile örtülmüştür. Küçükmenderes Ovası, doğuda hemen hemen Beydağ yerleşim alanından başlar, ortalama 10-15 km. genişlikte, Torbalı ve Selçuk`a kadar uzanır. Küçükmenderes Ovası`nın bazı yerlerine, yerleşme merkezlerinin ismi verilmiştir. (Ödemiş, Tire, Bayındır, Selçuk ovaları gibi).

İzmir ilinin güney sınırı üzerinde Aydın Dağları uzanır. Bunlar Bozdağlar kadar yüksek değildir. En yüksek yeri Cevizli Dağı`nda 1646 m.ye ulaşır. Aydın Dağları`nın  Küçükmenderes Ovası`na bakan kuzey yamaçları çok diktir.

İzmir` in Tarihi

Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı`ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.
  
Þimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü`nün İzmir Þarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955`ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir`deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen ı İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler GENEL Müdürlüğü"nün katkıları büyük olmuştur.

Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler genelde ki bunlar Troya Savaşlarını sonra kurulan Aiol, Ion ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı taktirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı`nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı.

İZMİR SÖZÜNÜN KÖKENİ

İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmekte, Gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir`den Efes`e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan`daki kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki bir çok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö 2, binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna`daki `ti` bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente `Smurna` demişlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 300C ile M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu.

TARİH BOYUNCA İZMİR

TUNÇ ÇAÐI ( M.Ö. 3000-1050)

Eski İzmir`in yerleşimi her ne kadar M.Ö. 3000 yılından çok daha geri uzanmaktaysa da yapılan en son kazılarda henüz M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidilmiştir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır. Bu ilk yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir. Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö.3000-2500) benzerlikler göstermektedir. Birinci yerleşim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeştir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleşme katı Troya VI ve Hitit dönemi ile çağdaştır (M.Ö.1800-1ü50). Bu katta elde edilen büyük ve sağlam bir vazo, Afyon ve Uşak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeşidindendir. Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduğu ölçüde Troya VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır. Bundan başka yine Troya VI`da gün ışığına çıkan `Minyas` tipi vazolar Bayraklı`da da ele geçmiş, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır. Açılan sondajlar küçük olduğundan evler hakkında geniş bilgi elde edilememiştir. Tunç Çağı`nda İzmir `de yaşayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır. `Minyas` türü keramiğin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduğu gibi, burada da 2. Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduğuna ilişkin ipuçları verebilir.

DEMİR ÇAÐI

Hititler Çağı`nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu`da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200`lerde Troya Vll ve Hitit başkenti Hattuşaş`ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı`na girdi. Demir Çağı, Anadolu`da yazının yeniden kullanılması ile Fryg Krallığı`nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu`da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,

Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir`de Hellas`tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü`nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.

400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :

I. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000)

II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)

III. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)

IV. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)

V. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)

Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.

Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900`e tarihlenmektedir. İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875`ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.

Eski İzmir`liler kentlerini M.Ö. 850`lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir`in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti `Basileus` adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö.750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir`in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.

Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena`ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiği gibi Homeros`un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir`de oluşturulmuştur. Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için `Homeraion` adlı bir yapı inşa etmişlerdir.

PARLAK DÖNEM (M.Ö. 650-545)

Eski İzmir`in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde Miletos`un liderliğinde Mısır`da, Suriye ve Lübnan`ın Batı kıyılarında, Propontis`te (Marmara Bölgesi), Pontus`ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir`in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.

Parlak dönemin İzmir`deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650`den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena`ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir`de bulunmuştur. Samos, Miletos, Ephesos, Erythrai ve Phokaia`da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. Yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce değildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar

Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir`in cadde ve sokakları daha 7. yy`ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu .

İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir`de gün ışığına çıkarılmıştır.

Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir`de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir`de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.

Eski İzmir`de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe " Oryantalizan" ya da "Friz Stili" adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.

Bilindiği gibi M.Ö. 6. Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Miletos`a tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaximenes ve Anaximandros gibi `doğa filozofları` bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır`ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu`ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu`yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina`ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina`ya geçmiştir.

Miletos, Ephesos, Samos gibi izmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti. Eski İzmir`in edebiyat,şiir,tarih,felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.

ESKİ İZMİR` İN LYDIA KRALI ALYATTES VE PERSLERCE ALINIÞI

Herodotos, Eski İzmir`i Lydia kralı Alyattes`in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler.

Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.

GERİLEME DÖNEMİ (M.Ö. 500-300)

HELLENİSTİK DÖNEM`DE VE ROMA ÇAÐI`NDA İZMIR (M.Ö. 333-M.S. 395)

Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir.

M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa`da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı`nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.

Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu`daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İon kentlerinin büyümesine neden olmuştur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü,İzmirlilere küçük geldiğinden M.Ö. 300 tarihlerinde Pagos eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur.

Büyük İskender`in İssus`ta Dareios`u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem`de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler. Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale`nin eteklerinde, yeni büyük bir kent kuruldu.

Tarihçi Strabon, Smyrna`nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İon kenti olduğunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Pagos`un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır. Strabon İzmir`de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros`un bir heykeli bulunuyordu.

Roma Çağı`nda İzmir`de inşa edilen yapılar arasında, Pagos dağının kuzeybatı eteğinde olan tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan Devlet Agorası ise oldukça iyi korunmuştur. Agoranın ölçüsü 120x80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m. olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 1. Yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar.

İncil`de sözü edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir`in ilk başpiskoposu olan St.Polycarp havari ve İncil yazarı St. John`un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu`da doğmuştur. St. Polycarp inancından ötürü 23 Þubat 155 tarihinde, İzmir Akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğunun bir parçası olur. Bizans döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul`a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir`i ilk kez 11. Yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Þah komutasında ele geçirirler. Daha sonra Cenevizliler kenti Aydın Emir`i Umur Bey ele geçirinceye kadar kontrollerinde tutarlar. 1344 yılında Cenevizliler St. Peter Kalesini tekrar ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Umur Bey yukarı kenti kontrolünde tutar.14.yüzyılın ortalarında kale ve aşağı şehir Rodos Þövalyeleri tarafından ele geçirilir. 15. yüzyılın başında Moğollar kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder.1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olur. Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı haklardan sonra İzmir İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri olur. 18. ve 19. yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Osmanlı İmparatorluğunda çok uluslu bir ticaret şehri olan İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919`da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 yılında sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000metrekarelik bir alanda 20.000`den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin dörtte üçünü tahrip etmiştir. Fakat yeni kurulan Türk Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğar.

Dünya’nın tüm güzelliklerinin toplanmış ender şehirlerinden biri olan İzmir, antik şehirleri, ören yerleri, plajları,  kaplıcaları, ılıcaları ile görülmeye değer bir şehirdir. İnsanlarının  sıcaklığı ve bağımlılık yapan güzelliği ile vazgeçilmez bir şehirdir.

İzmir` de Görülecek Yerler

Saat Kulesi: 
İzmir’in simgesi Kule 1901’de inşa edildi. 25 m. yüksekliğindeki kulenin saati de Alman İmparatoru’nun armağanı.

Asansör: 
Konak-Güzelyalı arasında işleyen caddeye çok dik yamaçlardaki evlere daha kolay gidilip gelinebilmesi amacıyla 1905’te Nesim Levi tarafından yaptırıldı. Günümüzde kültür kompleksi olarak kullanılıyor.

Tarihi Camiler: 
Hisar Camii, Þadırvan Camii, Kestane Pazarı Camii, Kemeraltı Camii, Salepçioğlu Camii, Konak Camii şehrin önemli camilerinden.

Beth İsrael Sinagogu: 
Karataş Semti’nde Sultan II. Abdulhamit döneminde 1905’te yaptırıldı.
Kemeraltı Çarşısı: İzmir’in en büyük ve eski alışveriş merkezinde keyifli bir gün geçirebilirsiniz.

Arkeoloji Müzesi: 
Konak’taki müzede İÖ 7. ve İS 2. yüzyıla ait Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait eserler sergileniyor.

Smyrna: 
Tarihi İÖ 3. bin yılına dayanan eski İzmir kenti, körfezin kuzeydoğusunda yer alan bir adacık ya da yarımadacık üzerine kurulmuştu. Ortaçağa ait Kadifekale, Basmane İstasyonu’nun yakınındaki tiyatro, Agamemnon hamamları, bugünkü adı Namazgâh olan Roma devri agorası ve yanındaki Bazilika kentin çok geniş alana yayılan kalıntılarından sadece birkaçı.

Kadifekale (Pagos): 
İzmir’de Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos’un körfeze hakim bir konumda kurduğu kent, bugünkü Kadifekale (Pagos) Tepesi ile tepenin iç limana bakan yamacında.

Bayraklı (Eski İzmir): 

İzmir Körfezi’nin kuzeydoğusunda Tepekule mevkiinde bulunan yerleşim alanı. Bayraklı’nın üst kesiminde 205 m. yüksekliğindeki burun üzerindeki yapı mitolojik kral Tantalos’un mezarı olarak biliniyor.

İzmir Kuş Cenneti: 
Dünyanın sayılı sulak alanlarından biri İzmir Kuş Cenneti. Gediz Deltası’nda yıl boyu 250 kuş türü görülüyor. Delta aynı zamanda Türkiye’de flamingoların Tuz Gölü’nden sonra en önemli üreme alanı; deltanın her bölgesinde, hatta İzmir Körfezi’nde flamingoya rastlanıyor. Gediz Deltası’nın biyolojik çeşitlilik açısından önem taşıyan bölümlerinden Homa Lagünü, Çamaltı Tuzlası’nın bitişiğinde. Gediz Deltası’nda Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı, mutlaka uğranması gereken bir ziyaretçi merkezi bulunuyor.

Bergama:

Yabancı turistlerin en fazla rağbet ettiği köşelerden Bergama ilçesi İzmir’e bağlı. Pergamon antik kenti müzesi ve doğal güzellikleriyle ziyaretine gelenleri kendine hayran bırakıyor.

Bergama Müzesi: 
Pitane, Myrina buluntularının yanı sıra müze koleksiyonu ağırlıklı olarak Pergamon antik kentinin kazı buluntularını kapsıyor. Etnografik malzemeler de sergileniyor.

Pergamon: 
Denizden yaklaşık 400 m. yükseklikte, Bakırçay’ın iki kolu arasında yer alan kentteki en eski yerleşim İÖ 8. yüzyıla tarihleniyor. Adı dönemin yerel Anadolu dilinde kale, korunaklı yer anlamına gelen Pergamon, Hellenistik dönemde Attalos hanedanlığının başkentiydi. Kent siyasi olduğu kadar kültürel bir merkezdi; kitaplığında 60 bin eser bulunuyordu. Mısır’ın kâğıt ambargosu üzerine kendi kâğıtlarını, parşömeni icat etmişlerdi. Lucius Ampelius’un kitabında dünyanın harikaları arasında gösterdiği Zeus Sunağı da bu dönemde yapıldı. Berlin Pergamon Müzesi’ndeki sunağın kabartmalarında Gigantlar ve Olympos Tanrıları arasındaki mücadele işlenmişti. ‘Dünyanın en eski sosyalist ayaklanması’ olarak da tanımlanan Aristonikos Ayaklanması egemenlerin buyruklarıyla ezilen yoksul sınıflar tarafından krallığın Roma’ya bırakılması üzerine burada başlatıldı. Hellenistik kent Roma döneminde giderek daha görkemli bir hal aldı. Antikçağda olduğu gibi bugün de kente yaklaşan her ziyaretçinin gözüne ilk Traian Tapınağı çarpar. Roma dönemde kente kazandırılan etkileyici yapılardan yalnızca biridir o. Kentin güneybatısındaki Asklepieion, sağlık Tanrısı Asklepios’un kutsal alanı olup antikçağın en önemli şifa merkezlerinden biriydi.

Allianoi: 
Balıkesirli bir antikçağ yazarı P. Aelius Aristides, Hieroi Logoi adlı kitabında Allianoi’nin, Pergamon ve Hadrianothera arasında bulunduğunu söylüyor. Arkeologlar, bu tanımın bugün İzmir Bergama’da Paşa Ilıcası olarak bilinen yere denk düştüğünü ve buranın Allianoi olduğunu düşünüyor. Otuz bin metrekarelik bir alana yayılan bu termal kent şüphesiz Anadolu arkeolojisinin son yıllardaki en önemli keşiflerinden. Alanın üçte birini, kenti ikiye ayıran İlya Irmağı’nın iki yanına yayılan ve İS 2. yüzyılda inşa edilen ılıca kompleksine ait yapılar kaplıyor. Üç katlı ılıcanın oldukça iyi korunagelmesi, eşsiz mozaikleri, mimari ve yontuları Allianoi’yi benzerine az rastlanır bir termal kent yapıyor. Yortanlı Baraj Gölü’nün altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Allianoi’ye geziler ise ne yazık ki zaman zaman engelleniyor.

Kozak Yaylası: 
Kent merkezine 20 km. Ancak İzmir’in Bergama ilçesindeki Kozak Yaylası, altın madenleri uğruna hançerleniyor. Dünyanın en kaliteli çam fıstıklarının üretildiği, bilim insanları tarafından ‘ekolojik hassas bölge’ olarak tanımlanan Kozak Yaylası’nda altın madenciliği için 2010’unun ilk aylarında binlerce ağacın kesimine başlandı.

Türk İslam Yapıları: 
Ulucami, Selçuklu Minaresi, Kurşunlu Camii, Hacı Hekim Camii, Þadırvan Camii, Parmaklı Mescid, Taşhan, Tabaklar Hamamı, Küplü Hamam, Çarşı Hamamı, Bedesten Türk İslam yapıları arasında yer alıyor.

Kalem Adası: 
İzmir’in Dikili ilçesinde, Garip Adası ile Bademli köyü kıyıları arasında 480 bin metrekare alanıyla Kalem Adası son zamanlarda “Türkiye’nin Maldiv’i” olarak ünlendi. Üzerine yapılan butik otelle Kalem Adası olarak ünlenen ada haritalarda geçmiyor.

Kalem Adası , Antik dönem tarihçisi Strabon’un Ege’deki Aiolis bölgesinde bulunan Arginussi adıyla andığı üç küçük ada grubu içinde yer alır ve İÖ 1200 yıllarına uzanan tarihi izler taşıyor. Arginussia üçlüsünün öbür ikisi; Garip ve Güvercin adaları. Adalar haritalarda Garip Adaları adıyla anılıyor. Kalem Adası anakaranın yalnızca 450 metre açığında, Yunanistan’ın Midilli Adası’na uzaklığı ise 13 deniz mili. Uzun kumsalıyla (450 metre) göz dolduran Garip Adası’na Kalem’den yüzerek geçmek mümkün. Kalem Adası, üzerinde taş işçiliğiyle yükselen, şato görünümüyle yaklaşık 35 bin metrekare alana yayılan butik otel yapılmasıyla duyuldu. Turizmin doğayla buluşmasının az rastlanır örneklerinden biriydi bu. Otelden çevreye uzanan taş yollar bir yanda Bademli’nin türkuvaz sularına, öte yanda Midilli’nin Egeli dünyasını yansıtan manzaralara açılıyor. İnce kumlu sahilleri, zengin sualtı dünyası, zeytin ağaçları ve türkuvaz sularında kızıl günbatımıyla Kalem Adası, eşine az rastlanır bir tatil seçeneği oluşturuyor.

Çandarlı / Aliağa:

Volkanik bir dağın önünde yer alan Çandarlı Körfezi, Kanlıburun ile Arslanlı Burun arasında irili ufaklı birçok koydan oluşuyor. Bunaltıcı yaz sıcaklarında püfür püfür esen serinletici rüzgârlarıyla tanınıyor. Kıyılarını antik kalıntılar süslüyor. Sanayi devi Aliağa’da bile denizi pırıl pırıl.

Çandarlı / Aliağa, Antikçağda bir Helen boyu olan Aiollerin yerleştiği Ege Bölgesi’nin kıyı kesimi Aiolis adıyla anılıyor. Kuzeyde Bakırçay, güneyden Gediz ile sınırlanan bölge Çandarlı Körfezi’nin tamamı ile Foça sahillerini kapsıyor. Sayısız koyun sıralandığı bu girintili çıkıntılı kıyılar Ege’nin en güzel deniz manzaralarının bir bölümü ile tarihsel değerleri birlikte sunuyor. Tarihsel kalıntılar yani antik Aiol kentlerine ait örenyerleri ağır bir yağmaya uğramış ve geriye çok az şey kalmış. Ancak bu kentler kuruluş yerlerinin etkileyiciliği nedeniyle ziyareti hak ediyor. Aiolis kıyılarını gezmek isteyenler Dikili’den itibaren kıyıyı izleyerek ya da Çanakkale İzmir yolundan Çandarlı yoluna saparak tura başlayabilir. Kıyıdan gelindiği takdirde Denizköy’den körfeze giriş yapılır. Sonraki durak antik Pitane yerine kurulmuş olan Çandarlı beldesi. Denize bir boynuz gibi uzanan bir yarımada üzerindeki Çandarlı, çok iyi korunmuş bir Ceneviz kalesi ile dikkati çekiyor. Buradan önemli doğa alanı Bakırçay Deltası’nı görürsünüz. Anayola dönüldüğünde, Kazıkbağları köyünden kıyıya doğru, antik liman kenti Elaia’nın çok iyi durumdaki mendirek kalıntıları görülebilir. Bundan sonra kıyıdan ayrılarak Yunt Dağı eteklerinde, Köseler köyündeki, kıyıdakilerin aksine az yağmalanmış önemli Aigi kenti görülebilir. Kıyıya dönüldüğünde Yenişakran’da Gryneion, daha sonra da Myrina kentlerinin kalıntıları daha doğrusu bunların harika yerleri ziyaret edilir. Ağır sanayi bölgesi olmasına karşın kıyı kasabası havasındaki Aliağa’dan Nemrut Körfezi’ndeki zengin buluntuları ortaya çıkarılan Kyme’ye gidilir. Bundan sonraki etap eski Rum taş evleriyle dolu dağ köyü Kozbeyli, sonra Yenifoça’dır. Yenifoça Foça arasındaki yol harika koylardan geçer. Tur Foça’da sona erer.

Çandarlı: 
Antik dönemdeki Pitane bugün Çandarlı olarak biliniyor. Körfeze uzanan bir buruna kurulu ilçenin üç tarafı da denizle çevrili. Antik yerleşimden geriye hemen hemen hiçbir şey kalmamış. İlçenin Cenevizlilerden kalma kalesi Çandarlı Halil Paşa zamanında onarıldı.

Denizköy: 
Çandarlı’nın kuzeydoğusunda bulunan köye günübirlik bir gezinti yapılabilir. Köye ilçeden dolmuşlar kalkıyor. Bu sahil köyündeki tertemiz plajda yüzebilirsiniz. Köyün karşısında adalar bulunuyor.

Elaia: 
Bergama’ya bağlı Zeytinbağ beldesinin Kazıkbağları Mahallesi’nde bulunuyor. Kazıkbağları’ndan birkaç kilometrelik tarla yollarından geçerek kentin günümüze ulaşan en sağlam kalıntısını, mendireğini görebilirsiniz. Ancak bu ıssız yerde bir tesis bulunmuyor.

Pitane: 
İzmir’ in Dikili ilçesinin güneyinde, Çandarlı bucağı sınırları içindeki kentte sur duvarları ve Venedik Kalesi görülebilen kalıntılardan. Kentin arkaik devir nekropolisi ünlü.

Gryneion: 
Aliağa’ya bağlı Yenişakran beldesinin bir kilometre kadar dışında, denize hançer gibi uzanan küçük bir yarımada üzerinde yer alır. Zakkumların açtığı yaz mevsiminde çok etkileyici manzaralarla karşılaşırsınız. Sahilinden denize girebilirsiniz.

Aigai: 
Yenişakran’a bağı Köseler köyünden iki kilometre sonra antik kente varıyorsunuz. Herodotos Aigai’yi 12 Aiolis kentinden biri olarak sayıyor. Pers işgalinden etkilenmediğinden, birçok eşzamanlı kentten farklı olarak arkaik dönem kalıntıları açısından zengindir. Hellenistik dönemde, İÖ 218’de Pergamon Krallığı, daha sonra da Roma egemenliğine giren kent, bölgedeki diğer yerleşmeler gibi İS 17’de depremle sarsıldı. Bu yıkımın ardından İmparator Tiberius’un yardımlarıyla yeniden inşa edildi. Gün Dağı’ndaki erişilmesi güç yerleşme, arazinin yapısına uygun şekilde teraslar üzerinde kurulmuş ve sur duvarlarıyla çevrelenmişti. Kentte üç katlı agora, sütunlu galeri, tiyatro, gymnasion, meclis yapısıyla İÖ 2. yüzyıla ait Demeter’e adanan ve İÖ 48’de Prokonsül Servilius İsauricus’un Apollon Khesterios için yaptırdığı tapınak kalıntıları görülebilir.

Myrina: 
Antik kent, Aliağa’dan sonra Güzelhisar Çayı’nın deltasında “Öteki” ve “Beriki” adı verilen iki tepeye ve aralarındaki koya yerleşmiş. Ancak günümüze sadece liman kalıntıları ulaşmış.

Kyme: 
Aliağa’ya yaklaşık 4 kilometre kala soldaki sarı tabelayı takip ettiğinizde Kyme’ye ulaşırsınız. Aiolis bölgesinin en büyük kenti olan antik kent çevredeki sanayi tesislerinin arasına sıkışmış durumdadır. Kentten çıkarılan birçok heykel bugün İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Foça:

Foça, Çandarlı Körfezi ile İzmir Körfezi arasında yarımada üzerine kurulu. Arkeolojik, mimari ve doğa zenginliklerinin korunması amacıyla 1990’da Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi

Foça, Çandarlı Körfezi ile İzmir Körfezi arasında bir yarımada üzerine kurulu. Yunanistan’daki Dor istilasından kaçarak Ege sahillerine çıkan ve burada Smyrna dahil birçok yerleşim yeri kuran İonların kurdukları önemli merkezlerden biri de Foça’ydı. Antik Foça kenti 12 İon birliğine dahildi. Antik “Phokaia” adını foklardan alan Foça, döneminde önemli bir liman ve deniz gücüne sahipti. İÖ 7. yüzyıldan başlayarak hızlı bir yükselme dönemine giren Phokaia kenti, Heredot’a göre denizcilikte büyük gelişme gösterdi. 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde, hızlı tekneler kullanan Phokaialılar, uzun deniz yolculuğuna çıkan ilk Hellenlerdi. Arkeolojik, mimari ve doğa zenginliklerinin korunması amacıyla 1990´da Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiş. Eski Foça ile Yeni Foça arasında karşınıza çıkan koylar ilçenin en güzel plajlarını oluşturuyor. Foça içinden tekne turları ile çevredeki irili ufaklı pek çok ada ve koya ulaşmak mümkün. Bunlar arasında Orak Adası, İncir Adası ve Akdeniz foklarına ev sahipliği yapan Siren Kayalıkları da var. Bunların dışında Foça’ya 7 kilometre kala karşınıza çıkacak anıtmezar, Küçük Deniz ile Büyük Deniz arasında yer alan kale duvarları, Kybele tapınağı ve Þeytan Hamamı da görülebilecek diğer yerler arasında.

Adalar: 
Hayırsız (Atatürk), Metalik, Orak, Pide, Fener (Oğlak), Eşek, İncir adalarında fokların yanı sıra pek çok kuş türü barınıyor. Antikçağdan bu yana ününe ün katan Siren Kayalıkları Foça açıklarındaki adaların en büyüğü olan Orak Adası’nın güneybatısında. Bu kayalıklarda fokların barındığı; biri sualtında, beşi karada olmak üzere toplam altı mağara var. Akdeniz foklarının barınağı olduğu için adada kayalıklara çıkmak, yüzmek ve avlanmak yasak. Diğer adalarda ise yalnızca olta balıkçığına izin var. Akdeniz fokuyla ilgili bilgiyi Sualtı Araştırmaları Derneği Akdeniz Foku Araştırma Grubu’nun web sitesinde bulabilirsiniz. Bu siteden küçük bir bağış karşılığında bir fok evlat edinmeniz de mümkün.

Adalara ve Foça çevresindeki pek çok koya Foça’dan tekne turlarıyla gidilebiliyor. Foça merkezinden Foça Tur Kooperatifi’nin ve özel firmaların işlettiği teknelerle Foça çevresindeki adalara günübirlik turlar düzenleniyor.

Siren Kayalıkları: 
Adını, güzel sesleriyle gemicilerin aklını çelen efsanevi yaratıklardan alan Siren Kayalıkları, Orak Adası’nın güneybatısında. Biri sualtında, beşi karada toplam altı mağarada Akdeniz fokları yaşıyor. Homeros buradan, “yolunu şaşıran gemilerin çarptıkları kayalıklar” olarak söz eder.

Þeytan Hamamı: 
Foça’ya 2 kilometre mesafedeki, Çan Tepesi’nin eteğinde yer alan yapı, Þeytan Hamamı olarak biliniyor.

Beşkapılar: 
Foça Körfezi’nin en batısındaki yarımadanın ucunda bulunan Osmanlı kalesine ait kayıkhane, sayısı beş olan kemerlerinden ötürü Beşkapılar adını almış. Osmanlı kalesi ise, 13. yüzyılda Cenevizliler, 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlılar tarafından onarılan arkaik devir surlarının üzerinde yer alıyor.

Kybele Kutsal Alanı: 
Antik limana bakan kutsal alan İÖ 6. yüzyıl başlarına tarihleniyor. Kazılar sonrası açık hava müzesi görünümü kazanan kutsal alan, Anadolu´nun en eski Ana Tanrıçası Kybele´ye adanmış.

Fatih Camii: 
1455 yılında Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan cami Eski Adliye Sokağı üzerinde.

Hafız Süleyman Ağa Mescidi: 
Halk arasında Süleyman Ağa Mescidi olarak bilinen yapı, 1548 yılında Foça Kalesi Dizdarı Hamzaoğlu Mustafa tarafından yaptırıldı.

Phokaia: 
Eski Foça’yı yeni Foça’ya bağlayan karayolu üzerindeki İon kenti, Aiol bölgesinde yer alıyor. Tarihi İÖ 8. yüzyıla kadar izlenebilen Phokaia, Kybele tapınımının olduğu en önemli merkezdi. Athena tapınağından günümüze İon sütun başlıkları kalmış. Kentin 8 kilometre doğusundaki mezar anıtı halk arasında Taşkule adıyla biliniyor.

Panaztepe: 
Menemen´in 13 kilometre batısındaki yerleşmenin tarihi İÖ 4. bine kadar iniyor. Kapladığı alan Troia´nın en az on katı olan Panaztepe´de çeşitli yapı kalıntıları ve keramik parçaları bulunuyor.

Larissa: 
Menemen ilçesinin yakınlarındaki kent İÖ 8. yüzyılın sonuna tarihlenir. Kalıntılar arasında tapınak ve akropolisin sur parçaları bulunuyor. Kente ait mimari parçalar İzmir Arkeoloji Müzesi’nde, diğer eserler ise Stockholm ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor.

Tire:

İzmir’in ilçesi Tire, camileriyle olduğu kadar doğası ve el sanatlarıyla da ünlü.

Tire Müzesi: 
Müzede arkeolojik, etnoğrafik eserler ile sikkeler 2 salonda teşhir edilmekte, bahçesinde ise Beylik ve Osmanlı mezar taşları başta olmak üzere çeşitli taş ve toprak eserler sergileniyor.

Necip Paşa Kütüphanesi: 
Kütüphane 1827 yılında, II. Mahmud devrinde, Gürcü Mehmed Necip Paşa tarafından yaptırıldı. Osmanlı devri klasik mimari üslubunda inşa edilen kütüphane, kare şeklinde ve tek mekânlı. Kütüphanede 1147’si yazma, 1135’i değerli basma, toplam 2 bin 282 adet Osmanlı dönemine ait kitap bulunuyor. Cumhuriyet dönemine ait kitap sayısı ise 900 civarında. Günümüzde bilimsel kuruluşlara ve araştırmacılara mikrofilm ünitesi ve bilgisayarla hizmet veriliyor.

Ulu Cami: 
Atatürk Caddesi üzerinde bulunan yapı Tire’nin büyük camileri arasında sayılır. Caminin yapılış tarihiyle ilgili kesin bir bilgi bulunmuyor. Bazı kaynaklarda 15. yüzyılda İzmiroğlu Cüneyd Bey tarafından inşa ettirildiği yazar. Üç kapısı bulunan cami, 16 yığma ayağa oturtulmuş.

Tire’deki diğer önemli camiler ve yapılar: Yeni Cami, Yalınayak Camii, Kara Kadı Necmeddin Külliyesi, Yeşil İmaret Zaviyesi (Yahşibey Camii), Mehmed Bey Camii, Hüsameddin Camii, Fadıloğlu Camii, Hacı Mehmed Ali Ağa Camii, Tahtakale Camii, Aydınoğlu Mehmet Bey Camii, Narin Camii, Süratli (Suretli) Mehmed Paşa Camii, Karahasan Camii, Çanakçı Mescidi, Süleyman Þah Türbesi Tire’nin tarihi ziyaret noktaları.

Urla:

İzmir’in ilçesi Urla, kentin batısında Urla Yarımadası’nın orta kısmına kurulu.

Kokarkoy: 
Urla’nın güneyinde. Kokarkoy’da, hem tarihi hem de doğal güzellikler bir arada. Kokarkoy’un temiz denizi bazı yerlerde 98 m. derinliğe ulaşıyor.

Karantina Adası: 
Urla kıyılarının yaklaşık 100 metre açığındaki Karantina Adası 320 dönüm alana yayılıyor. Ada, adını Fransızların 1865 yılında yaptığı karantina tesislerinden aldı. Ada 1955 yılında karayoluyla Urla’ya bağlandı. Aslında bu adanın karaya ilk bağlanışı değil; bazı kaynaklarda adanın Büyük İskender zamanında karaya bir yolla bağlandığı geçer. Öte yandan adada antik Klazomenai kentinin kazıları sürüyor. Karantina Adası antik metinlere göre İÖ 5. yüzyılda Pers istilasından kaçan Klazomenaililerin saklandıkları yerdir. Bugün adada kurulu Urla Devlet Hastanesi ve Sağlık Bakanlığı’nın dinlenme tesislerinin yanı sıra otel de var.

Yassıca (Alman) Ada: 
İzmirlilerin yaz sezonunda kolaylıkla ulaşabildiği Yassıca Ada’ya Denizcilik İşletmeleri’nin tarifeli vapur seferi var. Ada yolcuları gerek Konak İskelesi’nden, gerekse Karşıyaka İskelesi’nden düzenli seferlerle Yassıca Ada’ya gidebiliyor. Yassıca Ada’da ziyaretçilerin yararlanabileceği kumsallar ve restoranlar var. Adada İstanbul adalarında olduğu gibi motorlu taşıt bulunmadığı gibi devamlı bir yerleşim de yok. Ada iskelesinde özel teknelerin de yararlanıp hizmet alabileceği bir bölüm bulunuyor. Yassıca Ada’da haziran ayında başlayan yaz sezonu, eylül ayına kadar devam ediyor. Adayı sezonda ziyaret eden kişi sayısının günde bini geçtiği tahmin ediliyor.

Malgaça İçmeleri: 
Mide, böbrek, safrakesesi hastalıklarına iyi gelen içme suyuyla ünlü. Ayrıca, kilometrelerce uzunluğunda doğal plaja sahip.

Klazomenai: 
İzmir Körfezi’nin kuzeyindeki kentin en erken yerleşimi bugünkü modern limanın doğusunda, Limantepe adıyla anılan prehistorik höyük. Klazomenai, İÖ 10. yüzyılın ortalarında bugünkü yerine taşınmış. Dünyanın en eski zeytinyağı atölyelerinden birinin de sahibi olan Klazomenai’nin nekropolisi Yıldıztepe’de bulunuyor.

Güvendik Tepesi: 
Çeşmealtı üstündeki bu tepeden açık havada İzmir Körfezi’ni görmek mümkün. Güneşin doğuşu ve mehtaplı gecelerde sunduğu inanılmaz görüntüleriyle ünlü. Tepede, leziz et yemekleri yiyebilirsiniz.

Özbek Köyü: 
Balıkçılık ve ziraatle geçinen köyün camisi içinde asırlık ağaçlar var. Otantik havası ve yarımadanın batı kıyılarındaki yat limanı görülmeye değer.

Bademler Köyü: 
Tiyatrosu olan ilk köy. Oyuncular da ziraatle uğraşan köylüler. Bademli köyü, kütüphanesi, özel çocuk oyuncakları müzesi ve çiçek seraları ile ünlü. Susuz Yaz filmi bu köyde çekilmiş.

Teos: 
Sığacık’a 4 km. uzaklıkta. Antik iskele, Arkaik ve Hellenistik devir sur kalıntıları, tiyatro, Roma devri odeonu ve batıdaki nekropoliste bulunan kaya mezarları Teos antik kenttinin zenginlikleri arasında. Antik dünyanın en büyük Dionysos tapınağı da burada.

Mynonnessos: 
Kent, 60 m. yüksekliğindeki sarp bir kayadan oluşan Sıçan Adası’nda. Doğanbey Burnu’nun yaklaşık 1.5 km. kuzeyinde kalan kayalığa karadan ulaşmak oldukça güç.

Sığacık: 
Urla’nın güneyinde, Seferihisar’ın 5 km. batısında kurulu Sığacık, kendi adıyla anılan körfezin kıyısına kurulu şirin bir balıkçı kasabası. Liman çevresinde balıkçı lokantaları sıralı.

Karaburun:

Karaburun, İzmir Urla yarımadası’nın Balıkova ve Gerence koyları arasındaki hattın kuzey bölümünü oluşturan Karaburun Yarımadası’nda kurulu. Tüm dünyada sayıları oldukça azalan Akdeniz Foku’nun (Monachus monachus ) bulunduğu mavi bayraklı Karaburun sahilleri yolunun bol virajlı olmasından dolayı yoğun turist kalabalığından da uzak, keşfedilmeyi bekliyor.

Karaburun Yarımadası’na ulaşmak için İzmir Çeşme yönünde Urla kavşağını geçtikten sonra biraz ilerideki Karaburun çıkışından otoyoldan çıkarak rotamıza başlayabiliriz. Yarımadanın çevresini dolaşan bu rota hafta sonunu geçirmek için alternatif güzergâh arayanlar için zengin seçenekler sunuyor. Yol boyunca birçok balıkçı köyleri, saklı koylar karşınıza çıkacak. Otoyoldan çıktıktan sonra sahil yolu virajlı ve dar. Kuzeye doğru ilerlerken Balıkova, Mordoğan ve Kaynarpınar köylerini geçeceksiniz. Buralarda küçük mütevazı balıkçı lokantalarında mola verebilirsiniz. Mordoğan’da konaklama seçenekleri de mevcut. Bir sonraki nokta Kaynarpınar’a bir kilometre mesafedeki dağda bulunan İnecik köyü. Köyde eski Rum evleri ile süslü daracık sokaklarda gezip, fotoğraf çekebilirsiniz. Köyün kahvesinde çay molası verebilirsiniz. Karaburun’a gelmeden yolda birçok plaj göreceksiniz. Ardıç, İçmekıyısı, Bodrum, Mimoza plajları bunlardan birkaçı. Karaburun’da geceyi geçirebilirsiniz. İskelesinde birçok balıkçı lokantası var. Karaburun’dan dağlara doğru iki tur yapabilirsiniz. Buradan iki kilometre sonra yol Akdağ yönüne doğru ayrılacak. Arabayla kolayca Akdağ zirvesine kadar gidebilirsiniz. Burası yarımadanın en yüksek noktası ve tüm koyların seyredilebildiği panoramik manzara sunuyor. Akdağ’ın tam ters yönüne sapan yol ise sizi Yaylaköy’e götürecektir. Burası yarımadanın en yüksek rakımda kurulu köyü. Buradan yola devam ederseniz Küçükbahçe köyüne ulaşırsınız. Buradaki küçük pansiyonda kalabilirsiniz. Rotayı kıyı boyunca takip etmek isteyenler Karaburun’a geri dönüp, yola balıkçı köyü Yeniliman’dan devam edebilir. Yol boyunca sıralanan Haseki, Sarpıncık ve Sazak köyleri terk edilmiş köyler. Deniz molası vermek isteyenler denize dik inen yolları takip edip Sarpıncık’tan Hamzabükü ve Parlak’tan da Badembükü’ne inebilir. Anayola tekrar çıktığınızda Küçükbahçe köyüne ulaşırsınız. Yol üzerindeki Karareis yazlık sitelerle dolu. Burada durmayıp Gerence’den geçip Ildırı’da mola verebilirsiniz. Burada küçük butik oteller ve balıkçı lokantaları var. Gelmişken Erythrai antik kenti kalıntıları da ziyaret edilebilir. Karaburun’da iki tane “mavi bayrak” taşıyan plaj bulunuyor. Kuyucak ve Akvaryum (İncirlikoy) plajları dışında Bodrum Plajı da mavi bayrak almak üzere. Karaburun’da alternatif turizm seçenekleri de bulunuyor. Bazı turizm şirketlerinin düzenlediği turlara katılarak trekking, tüplü ya da tüpsüz dalış, kanyon geçişi, cip ve moto-safariler yapılabilir. Karaburun Þenliği her yıl ağustos ayının ikinci haftasında yapılıyor. Ayrıca bilim kongreleri ve Ütopya toplantıları da ilçede düzenleniyor. Köy kadınlarının kurduğu Agro-Eko Turizm Kadınlar Kooperatifi çeşitli elişleri, değişik reçeller (enginar, domates, karabaşotu çiçeği) ve karanfil kokulu kolyeler yapıyor. Bunlar tatil dönüşü satın alınabilir.

Çeşme/Alaçatı:

Son yılların gözde tatil merkezlerinden Çeşme, İzmir’in güneybatısında.

Çeşme: 
Sadece Ilıca, Alaçatı da değil, Çeşme’nin kıyısındaki Dalyan Koyu da ince, altın kumlarla bezelidir. Sokakları bölgeye adlarını veren çeşmelerle, mimari özellikleriyle literatüre geçmiş evlerle süslü. Çeşme’nin tarihi havasını solumak isteyenler görkemli kaleyi ziyaret etmeli. Çeşme civarında durgun sularıyla Altınkum, Pırlanta, Tursite koyları ve “beach club”ların toplandığı Ayayorgi Koyu günlük aktiviteler ve deniz için tercih edilebilir.

Karada: 
Eskiden Rumların yaşadığı adada kilise kalıntısının yanı sıra birkaç eski taş ev görülebilir. Adanın Bandırma Koyu ile Mercan Geçidi’ndeki iki koy ada ziyaretçilerinin yüzmek için tercih ettiği koylar arasında. Adanın kuzeydoğusundaki Nadin Mağarası da adaya yolu düşenlerin ziyaret ettiği, ilgi gören bir nokta. Yaz sezonunda haziran ayından itibaren Çeşme’den Karaada’ya günlük tekne turları düzenleniyor.

Alaçatı: 
Alaçatı, Ege kıyılarımızda taş işçiliğine dayanan geneneksel mimarinin en son kalelerinden. Bu nedenle kasabanın kendisi sokak sokak gezilmesi gereken bir yer. Yine 1970’lere kadar ayakta olduğu bilenen dört kiliseden biri bugün Pazaryeri Camii olarak hizmet veren Ayios Kostantinos Kilisesi (1874). Son zamanlara kadar sadece kavunu ile meşhur Ovacık köyü, üzüm bağlarına yeniden kavuşuyor.

Ildırı (Erythrai): 
Alaçatı’ya yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Ildırı köyü, doğası ve tarihi kalıntılarıyla günübirlik ziyaret için ideal bir yer. Ildırı, Erythrai antik kentinin üzerinde bulunuyor. Giritlilerin kurduğu, Lykialıların, Karialıların ve Pamphylialıların da yaşadığı, Ionia Birliği’ne bağlı 12 kentten birisi Erythrai’den geride kalanlar burada. Athena Tapınağı kalıntıları, kilise, tiyatro, devlet agorası, tapınak biçimli mezar anıtı, Hellenistik devir villası, Roma villası, megaron biçimli evler, Herakles tapınak yeri, kent duvarları, Erythrol Tiyatrosu’nun iskeleti hâlâ görkemli. Antik tiyatronun da bulunduğu tepeden Gerence Körfezi’ndeki irili ufaklı adacıklar ve Sakız Adası manzarası mükemmel. Bir balıkçı köyü olan Ildırı’da balık fiyatları eskisi kadar mütevazı değil. Balık yemek için ikinci önemli alternatif de yarımadanın kuzeybatı ucundaki Dalyanköy.

Ilıca: 
Yaklaşık iki kilometrelik plajı ve Yıldızburnu mevkiinde denizden kaynayan şifalı sıcak termal suyuyla ünlü. Ilıca’dan 5 kilometre uzaktaki Þifne’de de termal banyolar ve içmeler var.

Selçuk:

Selçuk, Ege Bölgesi’nde İzmir’in tarih zenginliği en yoğun ilçelerinin başında geliyor.

Efes Arkeoloji Müzesi: 
En çok ziyaret edilen müzelerden. Ephesos kazılarında bulunan zengin arkeolojik malzemeler ve Anadolu’nun antikçağdan günümüze en iyi korunmuş evlerine ait buluntular sergileniyor.

Ephesos (Efes): 
Bir liman kenti olarak İÖ 10. yüzyılda kurulan Ephesos Hellenistik ve Roma dönemlerinde görkemli zamanlarını yaşadı. Nüfusu 200 bin kişiye ulaşan kent Roma döneminde Asia eyaletinin başkenti oldu. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen, İÖ 6. yüzyıla ait Artemis Tapınağı, İÖ 356 yılında adını tarihe geçirmek isteyen Herostratos tarafından yakıldı ve aynı yüzyılda yeniden inşa edildi. Mozaikleri, duvar freskleri ile korunan çok katlı zengin evlerinin bulunduğu Yamaç Evler bugün çatı koruması altında. Roma dönemi Ephesos’u, döneminin tüm kentsel donanımlarını doğal çevresine uydurulmuş, kendine has planı ile birlikte görürüz. Celcus Kütüphanesi, Traianus Çeşmesi gibi özel yapıların yanı sıra Ephesos’un çevresinde Hz. Meryem adına inşa edilen ilk kiliseden St. Jean Kilisesi ve İsabey Camii’ne kadar çok sayıda yapı bulunuyor.

Meryem Ana Evi: 
Ephesos’a 9 km. Aladağ, Meryem Ana’nın yaşadığı ve öldüğü yer olarak Hıristiyanların önemli bir hac merkezi. Burada şifalı olduğuna inanılan bir de kaynak var.

Lebedos: 
Ephesos’un 36 km. kuzeybatısındaki Kısık Yarımadası’nda. Bazilika, tiyatro, iki metre kalınlığındaki kent surları ve Seferihisar’dan 17 km. uzaklıktaki hamam önemli kalıntılar.

Kolophon: 
Menderes ilçesine bağlı Değirmendere bucağı yakınlarındaki kent, İÖ 9. yüzyıl civarında kurulmuş. Denizciliği ve atlarıyla ünlü Kolophon’un en önemli yapılardan biri İÖ 4. yüzyıla tarihlenen stoa.

Baklatepe: 
Gümüldür Menderes arasında, Bulgurca köyü yakınlarındaki Baklatepe’nin tarihi İÖ 6. bine uzanıyor. Yerleşmede evler, sokaklar ve çeşitli dönemlere ait mezarlar bulunuyor.

Metropolis: 
İzmir’in Torbalı ilçesi yakınlarında Kaystros (Küçük Menderes) Ovası’na hâkim bir konumda kurulmuştu. İlk yerleşim İÖ 3. binyılın başlarında gerçekleşmişti. Kent adını beş kilometre uzaklıktaki Meter Galesia isimli Anatanrıçanın kutsal mağarasından alıyordu. Üzüm, zeytin ve meyveciliğe dayalı tarım ile mermer yataklarına yakınlığı kent için önemli gelir kaynakları oluşturuyordu. Strabon, Ege Bölgesi’ndeki ünlü şarap merkezleri arasında Metropolis’i de sayar. Bu durum Metropolis’e ticari hayatta bir üstünlük kazandırmıştı ki bir yazıtta adı geçen Hegesias isimli banker gibi zengin insanların yaşadığı bir yer haline gelmişti. Kent İÖ 2. yüzyılda, Hellenistik dönemde oldukça gelişti. Bu dönemde üstü kapalı sütunlu galeri, tiyatro ve meclis binası gibi anıtsal kamu binaları yapıldı. İÖ 150 yıllarında yapılan tiyatrosu Anadolu’da türünün en erken taş örneklerinden.

Klaros: 
Menderes ilçesinin Değirmendere bucağına bağlı Ahmetbeyli köyünde. Apollon’a ait bir bilicilik merkeziydi Klaros. Antik Kolophon kentine bağlıydı. Mitolojik anlatıma göre Thebaialı kâhin Manto tarafından kuruldu. Klaros’ta ele geçen en eski keramikler İÖ 10. yüzyıla tarihleniyor. Antik yazarlar buradaki kâhinden kehanet istemeye gidildiğinde, kâhinin mağaraya gidip kutsal kaynaktan su içtiğini ve sonra ziyaretçinin aklındaki soruyu ona sormadan yanıtladığını anlatıyorlar. Fakat bu suyu içenlerin ömrünün kısaldığını da bildiriyor. Bir deprem sonucu yıkılan Klaros yanından akan çayın suları altında kaldı. Beş yılda bir Apollon için bayramların kutlandığı bilicilik merkezinde bir Apollon Tapınağı ve hemen yanında da kardeşi Artemis için daha küçük bir tapınak bulunuyor. Anıtsal bir kapıdan giriliyor tapınağa. Tapınakta yapılan kazılarda yaklaşık sekiz metre yüksekliğinde oturan bir Apollon ve onun iki yanında kız kardeşi Artemis ile annesi Leto’nun heykelleri bulundu.

Magnesia: 
Germencik ilçesinde, Ortaklar-Söke karayolu üzerindeki kent, en görkemli günlerini Hellenistik devirde yaşamış. Yaklaşık 1.5 km.’lik bir alanı kaplayan Magnesia, surlarla çevrili. Hermogenes’in başyapıtı Artemis Leukophryene tapınağı burada. Ayrıca hamam, tiyatro ve stadium diğer önemli yapılar.

Þirince: 
Selçuk ilçesine 8 kilometre uzaklıkta. Selçuk’tan İzmir yönüne doğru giderken sağda Þirince ayrımı var. Meyve ağaçları arasından kıvrılarak yukarı doğru tırmanan asfalt yol sizi Þirince’ye ulaştırır. Köyün genel havası da adı gibi şirin. Dağların kucak açtığı bembeyaz evleri ve köyü çevreleyen yemyeşil bir doğası var Þirince’nin. Her yıl ekim ayında Bağbozumu Þenliği’ne ve Þarap Festivali’ne ev sahipliği yapan Þirince, huzurlu bir tatil arayanların gözdesi.

İzmir Şehir Rehberi ile Alakalı Yazılar

Konya - İzmir İlk 35 Koltuk 42 TL
Konya - İzmir İlk 35 Koltuk 42 TL
Sunexpress havayolları firması, Konya ve İzmir arasındaki ilk seferlerini başlattı. Üstelik bu seferlerden alınan ilk 35 koltuğu 42 TL` den satışa sundu.

Haritada İzmir

arabul.com
Yurtiçi Uçak Bileti Yurtdışı Uçak Bileti Charter Uçak Bileti
Anasayfa
Hakkımızda
Bilgi Bankası
İletişim Bilgileri
Turizm ve Ulaşım
Bu site bir İkia Turizm Ltd. Şti. kuruluşudur. İçerik veya görseller izin alınmadan kullanılmaz. © Copyright 2008 - 2014.
Yetkili acente İKİA Turizm 'dir. Sistem alt yapısı İpek TR / BiletAll tarafından kurulmuştur. Havayolları bilgi ve rezervasyon kaynağı İpek TR / BiletAll' dır. Kullanım Koşulları - Gizlilik Politikamız - İptal İade Şartları